gfg.jpeg

Bu hafta dünya genelinde Filistinliler 2 Kasım 1917 de kaleme alınan Balfour Deklarasyonu’nun yüz yıllık geçmişine tanıklık ediyor.

İngilizlerin orada “Yahudi halkı için bir milli vatan” kurmayı alenen vaaz ettiği Bildiri, Siyonistlerin Filistin’de bir Yahudi devleti kurma niyetini gerçeğe dönüştürdü.

Vaat genellikle Nakba (1948’de Filistinlilerin etnik yok edilişi) için ana katalizörlerden bir tanesi olarak görüldü ve çatışmayı Siyonist İsrail Devleti’nin kuruluşu takip etti.

Bildirge Modern Arap Dünyası tarihinin en tartışmalı, en fazla itiraz edilen dokümanlarından birisi olarak görüldü.

Balfour Deklarasyonu Nedir?

Balfour Deklarasyonu (Balfour sözü) 1917’de İngiltere tarafından Yahudi halkı için “milli bir vatan” kurmak amacıyla ilan edilen aleni bir vaattir.

Bu açıklama İngiltere’nin o zamanki dış işleri sekreteri Arthur Balfour’un İngiltere Yahudi cemaatinin manevi reisi konumundaki L. W. Rothschild’a gönderilen bir mektup niteliğindeydi.

1.Dünya Savaşı (1914-1918) yıllarında yapılmıştı ve Filistin’de Osmanlı İmparatorluğunun dağılması sonrası İngiliz Manda yönetimi koşulları geçerliydi.  Zikredilen manda yönetimi Müttefik Kuvvetlerin perde altından işgal ve kolonyalizm usulüydü.

Sistem savaşta yenilen güçler (Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı İmparatorluğu, Bulgaristan) tarafından kontrol edilen bölgelerin yönetimini galip devletlere devretti.

Deklare edilen sistemin amacı savaşın galiplerine yeni kurulan devletleri bağımsızlıklarını elde edinceye değin yönetme hakkı vermekteydi.

Ancak Filistin sorunu diğerlerinden farklıydı. Savaş sonrası diğer manda yönetimlerinden farklı olarak İngiliz mandasının temel gayesi, o dönemde Yahudi halkının toplam nüfusa oranla %10dan daha az olduğu bu yerde bir Yahudi “milli vatanı” kurma ortamı yaratmayı mümkün kılmaktı.

Manda idaresinin başlamasıyla İngilizler Avrupa Yahudilerini Filistin’e göç etmeyi kolaylaştırmaya başladı. 1922 ve 1935 yılları arasında Yahudi nüfusu toplam nüfusa oranla %9’dan %27’ye kadar yükseldi.

Belfour Bildirgesi “Filistin’de mevcut Yahudi olmayan halkların sivil ve dini haklarına tecavüz edecek hiçbir şeyin yapılmayacağı” şeklinde bir uyarı içermesine karşın İngiliz Mandası, Filistinli Arapları harcama pahasına da olsa Yahudileri kendi kendilerini yönetme kapasitesiyle donatacak şekilde tezyin ediyordu.

Bildirge niçin ihtilaflı idi?

Doküman birkaç sebepten dolayı ihtilaflıydı.

İlk olarak ihtilaf, sonradan Filistinli olan Amerikalı akademisyen Edward Said’in sözleriyle “ bölgede meskûn yerli çoğunluğun hem istekleri hem de mevcudiyetine saygısızca… Avrupa dışında bir bölgede… Avrupalı bir güç tarafından kuruldu.” şeklinde ifade edilmişti.

Aslında Balfour Bildirgesi Yahudilere nüfuslarının %90’dan fazlasının yerel Yahudilerden oluştuğu bir vatan vaat etmişti.

İkincisi Bildirge, savaş döneminin üç ihtilaflı mevzusundan bir tanesiydi.

Bildirge yayınlanmandan önce, Hüseyin-McMahon mektubunda (1915) İngilizler Araplara Osmanlı İmparatorluğundan bağımsızlık sözü vermişti.

Ayrıca İngilizler, savaştan sonra iki emperyalist güç arasında bölgenin geri kalanının paylaştırılacağı 1916 tarihli Sykes-Picot Antlaşması olarak bilinen bir başka mukavele sözü vermişti.

Buna karşın Bildirge, Filistin’in İngiliz işgali altında olduğunu ve Filistinli Arapların bağımsızlıklarını kazanamayacakları anlamına geliyordu.

Son olarakta Bildirge, eşi benzeri görülmediği belirtilen “milli vatan” kavramını uluslararası hukuka kattı.

Bildirge’nin ilk taslakları “bir Yahudi devleti için Filistin’in yeniden yapılandırılması” tabirini kullanıyordu ancak bu sonradan değişti.

1922’de bir toplantı esnasında Siyonist lider Chaim Wiessman ne yazıkki Arthur Balfour ve sonradan başbakan olan David LIoyd George’un Balfour Bildirgesinin “her zaman nihai bir Yahudi devleti anlamına geldiğini” söylediği nakledilir.

Neden Kaleme Alındı?

Balfour Bildirgesi niçin hazırlandı sorusu on yıllardır tarihçilerin farklı kaynaklar yardımıyla çeşitli açıklamalar getirdiği tartışmalı bir konudur.

Bazıları o dönemde İngiliz hükümetindeki pek çok kişinin zaten Siyonist olduğunu savunurken diğerleri ise bildirgenin Filistin’i Yahudilere vererek Avrupa’nın Yahudi sorununa bir çözüm olacağı yönündeki Yahudi karşıtı bir mantıkla düzenlendiği görüşündeydiler.

Akademik çevrelerin üzerinde fikir birliğine vardığı bir dizi sebep ise şöyle sıralanabilir.

  • Filistin’i kontrol altında tutmak Mısır ve Süveyş kanalını emperyalist bir stratejik ilgiyle bakan İngilizlerin etkisi altında tutmak
  • İngiltere, zafer kazanıncaya kadar savaşın içinde tutulması için hükumetleri cesaretlendireceklerini ümit ederek ve Birleşik Devletler ve Rusya’daki Yahudilere destek sağlamak için Siyonistlerin yanında yer aldı.
  • İngiltere’deki Siyonist halk ve İngiliz hükümeti arasındaki güçlü ilişkiler ve yoğun lobi faaliyetleri, bazı hükümet görevlilerinin Siyonist olması
  • Yahudiler Avrupa’da zulüm görmüştü ve İngiliz hükumeti onların acılarını paylaşıyordu.

Filistinliler ve Araplar tarafından nasıl karşılandı?

1919’da sonradan Amerikan başkanı olan W. Wilson Suriye ve Filistin’deki manda idaresi hakkındaki toplumsal algıyı tespit etmek için bir komisyon görevlendirdi.

Soruşturma King-Crane Komisyonu olarak biliniyordu. Komisyon temsilcilerinin mandanın amaçlarında değişikliğe gidilmesi tavsiyesinde bulunmasına yol açan soruşturmada Filistinlilerin çoğunluğu Siyonizm’e karşı güçlü bir muhalefet gösterdi.

Milliyetçi ve Filistinli siyasi bir figür olan Awni Abdel Hadi, hatıralarında, “Filistin üzerinde hiçbir hak iddiası olmayan yabancı bir İngiliz’in hakkı olmayan yabancı bir Yahudi’ye gönderdiğini” söyleyerek Balfour Bildirgesini reddetmiştir.

1920’de Hayfa’daki Üçüncü Filistin Kongresi, İngiliz hükümetinin Siyonist projeyi destekleme planlarını kınadı, bildiriyi uluslararası hukuku ve yerel halkın haklarını ihlali ettiği için reddetti.

Bununla birlikte, Filistinlilerin bildiriye ilişkin görüşünü anlamak için diğer önemli kaynak – basın- 1914’de savaş başladığında Osmanlılar tarafından kapatıldı ve ancak 1919’da İngiliz askeri sansür altında tekrar yayına başladı.

Kasım 1919’da Şam merkezli İstiklal el-Arabi (Arap Bağımsızlığı) gazetesi tekrar açıldığında bir makale, Yahudi bakan Herbert Samuel’in Londra’da Balfour Deklarasyonu’nun ikinci yıldönümünde kamuoyuna yaptığı bir konuşmaya yanıt olarak, “Ülkemiz Arap, Filistin Arap, Filistin Arap kalmalıdır.” diye yazdı.

Pan-Arab gazeteler, Balfour Beyannamesi ve İngiliz Mandasından önce de, Siyonist hareketin amillerine ve Filistinlileri topraklarından edecek olası sonuçlarına karşı uyarılarda bulunmuştu.

Kudüs’lü bir yazar ve öğretmen olan Khalil Sakakini, savaşın hemen ardından Filistin’i şöyle tarif etti: “Uzun zamandan beri derin uykuda olan bir ulus yalnızca hadiselerle çalkalanırsa küçük küçük adımlarla uyanır… Siyonist hareketin şaşırtıcılığı, İngilizlerin yasadışı politikayla çiğnemesi ve büyük savaş sarsıntısına kadar yüzyıllardır çok derin bir uykudaki Filistin’in durumu bu idi ve birazcık uyandı.”

Manda yönetiminde Yahudi göçünün artması, Filistinli Araplar ile Avrupa Yahudileri arasında gerginlikler ve şiddeti ortaya çıkardı. İngiliz eylemlerine karşı bilinen ilk tepkilerden biri dört Filistinli Arap’ın ve beş göçmen Yahudi’nin öldürülmesine neden olan 1920’deki Nebi Musa ayaklanmasıydı.

Arkasında başka kim vardı?

Genelde Balfour Deklarasyonundan İngiltere sorumlu tutulurken, açıklamanın Birinci Dünya Savaşı sırasında diğer Müttefik Kuvvetlerin ön onayı olmadan yapılmayacağına dikkat çekmek önemlidir.

Eylül 1917’de harp dönemi Bakanlar Kurulu toplantısında, İngiliz bakanlar “herhangi bir bildiri yayınlanmadan önce Başkan Wilson’ın görüşlerinin alınmasında” karar kıldı. Esasında kabinenin 4 Ekim’deki tutanaklarına göre, bakanlar Arthur Balfour’un Wilson’u “harekete son derece elverişli” olduğunu teyit ettiğini hatırlattı.

Fransa, Balfour Deklarasyonunun yayınlanmasından önce de bu konuya müdahil oldu ve destek verdiğini açıkladı.

Bir Fransız diplomat olan Jules Cambon’dan Polonyalı Siyonist Nahum Sokolow’a gönderilen Mayıs 1917 tarihli mektup Fransız hükümetinin “Filistin’de Yahudi kolonileşmesi”ne yönelik sempatik görüşlerini dile getirdi.

Balfour Bildirgesinin habercisi olarak görülen mektup şöyle diyordu: “Müttefik Kuvvetler’in himayesiyle, İsrail halkının yüzyıllar önce sürgün edildiği toprak (arz-ı mevud) larda Yahudi milliyetçiliğinin Rönesans’ına yardımcı olmak, adaleti temin ve yaraları sarmak olacaktır.”

Filistinliler üzerinde ne gibi etkileri oldu?

Balfour Deklarasyonu, İngilizlerin talim ettiği Siyonist silahlı grupların, 750.000’den fazla Filistinliyi zorla anavatanından kovduğu 1948 Filistin Nakba’sının habercisi olarak görülüyordu.

Harp dönemi Bakanlar Kurulundaki kısmi muhalefete rağmen böyle bir sonuç (Filistinlilerin kovulması) ortaya çıkacağı öngörülse de, İngiliz hükümeti bildirgeyi yayınlamayı tercih etti.

Bugünkü Filistin gelişmelerinin Balfour Deklarasyonuna kadar geri götürülebileceğini çıkarsamak zor olsa da, Yahudi azınlığın Filistin’de üstünlük kazanması ve Filistinli Arapların yok edilmesi pahasına İngiliz Mandasının bir devlet kurulması için zemin hazırladığına şüphe yoktur.

1947’de İngilizler görev sürelerini sona erdirmeye ve Filistin meselesini Birleşmiş Milletler’e devretmeye karar verdiklerinde, Yahudiler zaten II. Dünya Savaşı’nda İngilizlerin yanında savaşmak üzere kurulan ve eğitilen silahlı paramiliter gruplardan müteşekkil bir orduya sahipti.

Daha da önemlisi, İngilizler, Filistinlilerin devlet kurmasını engelleyerek 1948’den beri etnik temizlik yolunu açarken öte yandan Yahudilere zamanı geldiğinde bir devlet kurmalarına imkân sağlamak adına Yahudi Ajansı gibi yönetim kurumları ihdas etmelerine izin verdi.

SOURCE: AL JAZEERA’den çevrildi.

ABOUT THE AUTHOR: Zena al-Tahhan is an online journalist and producer for Al Jazeera English.

http://www.aljazeera.com/indepth/features/2017/10/100-years-balfour-declaration-explained-171028055805843.html

 

 

 

 

Reklamlar