Bir tarih profesörü olan David B. Ruderman, aynı zamanda üniversitenin Herbert O. Katz Yahudi Çalışmaları bölümünün direktörlüğünü yapmaktadır. Princeton University Press tarafından 2010’de basılan Early Modern Jewry: A New Cultural History adlı çalışma 2010 yılı Ulusal Yahudi Kitap Ödülünü almıştır. 2013’te “jhgjg başlığıyla Lizet Deadato tarafından Türkçeye tercüme edilen eser, yazarın kavramsal çerçevesini yeniden yorumladığı “erken modern dönem” tartışması ile başlamaktadır. Ruderman; 1492’den sonra Katolik Hıristiyan iktidarın Endülüs topraklarını işgal ederek Yahudi ve Müslümanları İber yarımadasından çıkarmasını başlangıç alarak 18.y’ın ortalarından itibaren başladığı savunulan Yahudi Aydınlanma (haskalah) hareketine kadar geçen yaklaşık 150 yıllık süreyi Yahudilik açısından “erken modern dönem” tarihlendirmesini kitabı için bir temel olarak kabul etmektedir. Ruderman’ın eserini inşa ettiği ikinci temelin yerel/bölgesel bir Yahudilik tarihinden çıkarak transnasyonal bir Yahudi tarihi yazım denemesi olduğu söylenebilir.

Yazarın bütün ilmi çalışmalarının bir hülasası niteliğinde olan bu kültürel tarih analizi, Avrupa ve Yahudi kültür tarihinin erken modern dönemine dair Avrupa’nın farklı coğrafyalarındaki izdüşümleri bütüncül/paralel bir perspektiften ancak pekte objektif olduğu söylenemeyecek bir tarzda ele almınmıştır.

Erken modern döneme dair yapılan dönemlendirme çalışmalarını Yahudilik bağlamında ele alan Ruderman, bu dönemin genellikle ya ortaçağın bir devamı olarak algılandığını ya da modern döneme eklemlendiğine işaret ederek bu ayrımın ilk olarak 1985’te Jonathan Israel tarafından yapıldığını[1] ve bu çalışmanın kendi çalışması içinde bir anlamda dayanak oluşturduğunu ima etmektedir. Ruderman, Israel’den farklı olarak erken modern Yahudi kültürünü lokal incelemekten ziyade İtalya, Hollanda, Polonya ve Osmanlı Devletinin tebaası olan Yahudi topluluklarını tek bir Yahudi toplumu olarak kabul etmiştir. Bu kabul üzerine kurulan tez transnasyonal bir kültürel tarih kurgusu oluşturarak Yahudi getto yaşamının aslında birbirinden bağımsız kültürel öğeler içermediğini aksine pek çok ortak değeri barındıran ortak bir kültür hafızası inşa ettiğini savunmaktadır. O, erken modern Yahudi kültürünün geçirdiği bu dönüşüm evresini ve dolayısıyla bu dönüşüme şahit olan Yahudi olmayanlarında etkilendiği sosyo-politik bağlamıyla “akademik ve düşünsel bir ilerleme” aşaması olarak görmektedir.

Ruderman altı bölümden oluşan eserinin her bölümünde farklı bir belirgin özelliği ön plana çıkaran bir yöntem takip etmiştir. Birinci bölümde erken Yahudi kültürünün beş temel karakteristiğinden bahsederek bu karakteristikleri “hareketlilik” (mobility) ile izah etmeye çalışmaktadır. İspanya’dan Doğu Avrupa’ya bütün Avrupa boyunca hareket halinde olan bir Yahudi göçmen topluluğu tablosu çizen Ruderman, bazen ekonomik zorlukların aşılması bazen İspanya’da olduğu gibi zorunlu göçler nedeniyle farklı kültürel bölgelerdeki Yahudi dindaşların etkileşinine, bunun ötesinde gittikleri yerlerdeki gayr-ı Yahudi toplumlarla bir araya gelmenin getirdiği kültürel alış-verişe vurgu yapmaktadır. Bu alış-verişin her defasında Yahudi cemaatleri güçlendirdiğine dini-kültürel dünyasını zenginleştirdiğine inanan yazar, hareketlilik ve kültürel gelişim arasındaki ilişkiyi şehir şehir dolaşan kartograflar, mesiyanik aktivistler, fizikçiler, Sebateyistler ve rabbiler gibi (örn. Sefarad Isaac Abravanel ve maskil Solomon Maimon)  önemli entelektüellerin de katıldığı bir iletişim sürecine bağlamıştır.

İkinci bölümü “toplumsal birlik” olarak kavramsallaştıran Ruderman, Polonya-Litvanya bölgesi başta olmak üzere pek çok Avrupa Yahudi cemaatine mensup din adamlarının otoritesini yitirmesiyle dindarlar arasında oligarşik bir düzenin oluştuğu söyler. Ayrıca bu bölümde Yahudi otonom toplumsal düzeninin kentsel yapının dönüşümü üzerindeki etkilerini tartışmaktadır. Almanya, İtalya, Doğu Avrupa ve Osmanlı topraklarındaki Yahudilerin bir arada yaşama ve etkileşim becerilerini izah ederken bölgelere has alt başlıklarla bunu yapması bütüncül Avrupa Yahudi kültürel yapısı kurgulama çabasının çok zor bir iş olduğunu göstermektedir. Bir sonraki bölümde “bilgi patlaması” başlığı altında basım tekniklerindeki gelişmelerin gelişen kültürel dokuya katkısına değinmenin yanında Yahudilerin üniversitelere özellikle tıp fakültelerine girişlerinin kültürel yapının olgunlaşmasına katkı sağladığını vurgulamaktadır. Bunlara ek olarak bu bölümde Yahudi yazarların eserlerinin Hristiyanlarca da büyük bir ilgi ile karşılanması ve okunmasını kültürel etkileşimi Yahudilerin yönlendirdiği sonucunu çıkaracak bir takım ipuçlarına götürür. Avrupa’nın karşı reform hareketlerinin en yoğun olduğu dönemde özellikle doğu Avrupa’da bunun yapılabiliyor olması ayrıca önemlidir.

“Rabbinik Otorite Krizi” bölümünde Ruderman’ın Sabetayist hareketi merkeze almış ve Sabetay Sevi’nin mesihlik iddiasından hareketle geleneksel rabbinik otoritenin kırılmaya ve dağılmaya başladığına dair bir takım işaretler sunmaktadır. Yazar, Sabetayistlerin Yahudilik, İslam ve Hıristiyanlığın dini sınırlarının ötesine geçtiğini ifade ederken, Rabbinik geleneğin Sabetayist heretizme karşı kızgınca bir tutum sergilediğini ortaya koymaktadır. Beşinci  bölümü ise “Karmaşık Kimlikler” olarak tanımlayan yazar bu bölümde karşılıklı dini geçişlerin oluşturduğu temelleri sorgulamaktadır. Yahudi Hristiyanlar, Hristiyan Yahudiler, Sabetayist hareketin farklı dini yapıları eklemleyen senkretik yapısını incelemektedir. Ayrıca kitapta Konverso Yahudiler için çok geniş yer ayrıldığını onların Yahudi kültürüne katkılarına oldukça fazla yer verilmiştir. Sonuç bölümünde Ruderman, modern dönem Yahudi ve Avrupa tarihinin anlaşılmasında bütüncül bir Yahudi kültür okumasının önemli eksikleri ortadan kaldıracağına işaret etmektedir. Genel Yahudi tarihine yaptığı katkının yanında bu eser öğrenci ve öğretim elemanları için değerli bir kaynak niteliğindedir.

Pek çok birincil ve ikincil kaynağa dayanan bu çalışma alanında özgün bir yer işgal ettiğini hissettirmenin yanında Yahudi kültürünü aktarırken kültürel etkileşimde sürekli Yahudi tarafın üstünlüklerine odaklanması veya Yahudilerin mazlum bir halk gibi sunulmasının önemli bir eksiklik olduğu söylenebilir. Ayrıca bazı bölümlerde Osmanlı devletinin Yahudi kültürel gelişimindeki katkısının görmezden gelinmesi de taraflı bir izlenim vermektedir. Genelleyici ve bazen taraflı tutumuna rağmen bir araya getirdiği farklı materyalleri kullanarak Yahudi kültürel yapısını özetleyen önemli bir çalışma olmanın yanında güzel bir ders kitabı niteliği taşıyan bu eserin 2013 yılında Türkçe’ye kazandırılması da önemlidir. Ancak Türkçe çevirisinin de anlamayı önemli ölçüde güçleştiren bir üslubu olduğunu söylemeden geçmemek gerektiği kanısındayım.

Mehmet KALKAN

[1] Israel, Jonathan I. European Jewry in the Age of Mercantilism, 1550-1750. Oxford: Clarendon Press, 1985.

Reklamlar