Huston Smith ızdıraplı yaşam ilahisi

John Blake, CNN
Ocak 2, 2017

images
Dünya çapında üniversitelerde okutulan “Dünya Dinleri “The World’s Religions” kitabının yazarı Din Bilimleri Profesörü Huston Smith 30 Aralık’ta 97 yaşında vefat etti.
Huston Smith ilk evladının yatağının başucunda kızının ömrünün tükenişini izliyordu.
Kızı “şikâyet etmiyorum” “huzur içindeyim” dedi babasına…
Bir arada oldukları son anlarda kızı Karen melekleri düşündüğünü söylüyordu. Ardından ağlamamasını ve okyanusu ne kadar sevdiğini mırıldandı babasına…
Smith’e göre “din” “nefsini terbiye, hakikati idrak çağrısı” idi. Hayatının önemli bir kısmında bu çağrıya cevap bulma gayreti içinde olmuştu.
Japonya’da Zen üstadlarıyla birlikte tedris görmüş, Aborijin kabileleriyle yaşamış, yerli Amerikan Şamanlarla vakit geçirmişti. Yani sadece dinleri araştırmamış aynı zamanda dinleri yaşamıştı.
Zamanla Smith dünya din bilgesi olarak bilinir olmuştur. Dalai Lama’yı Batı dünyasına tanıttı, ünlü Mitolog Joseph Campbell ile arkadaşlık kurdu ve Bill Moyers tarafından çekilen PBS “The Wisdom of Faith” adlı belgesele konu oldu.
Fakat kızının yatağının kenarına oturduğunda inancın hikmeti ona çok fazla teselli vermemişti. “iradesiz bir biçimde boğuluyordum, acı içinde ağladım” diyebildi.
Smith yeni bir gerçekle karşılaştı. Bu bilge yardıma ihtiyacı olduğunda kime sığınacaktı?
Smith’in günlük duası
Bir kalça kemiği tedavisi görmüş ve artık iyi duyamıyordu. İnsanlara en derin manevi hislerine cevap bulmalarına yardımcı olan bu adam şimdi dolaşmak için yardıma ihtiyaç duyuyordu. Doksan yılı devirdiğinde, 66 yıl eşi Kendra ile bir hayat sürdükten sonra yaşam destek hizmeti veren bir eve taşındı.
Hala günde birkaç defa kendi kendine aynı duayı tekrar ediyordu. “Tanrım, şükürler olsun” Bu minnettarlık ruhu, Smith’in yakın zamanda yayınlanan “Tales of Wonder” başlıklı otobiyografisine sinmiştir. Bu eserde, Smith Çin’de Misyoner bir ailenin evladı olarak yetişmesi, diğer inanç dünyalarının büyüsüne kapılması hakkında ve de folk müzik sanatçısı Pete Seeger’dan yazar Aldous Huxley’e kadar dostlukları, dünya seyahatleri hakkında konuşur.
1958 yılında yayınlanan “The World’s Religions” adlı meşhur eserinin ortaya çıkış hikâyesini de burada açıklıyor.
3 Milyondan fazla satılan kitap Amerikan dini tasavvurunu değiştirmeye yardım etti. Canlı ve akıcı üslubuyla Smith okuyucuyu dünyanın önemli dinleri arasında bir gezintiye götürür. Kitap, Amerikalıların bilgi düzeyine katkı sağlamak yanında diğer dinlere hayranlıklarının artmasına da yardımcı oldu.
Hıristiyanlıktan hiçbir zaman ayrılmadığını söyleyen (Farklı ve ciddi rivayetler olduğunu hatırlatmakla yetinelim ç.n.) Smith’in inancı (“God is defined by Jesus but not confined to Jesus“) diğer dini geleneklere nüfuz ettikçe derinleşmiştir.

images-2
Smith, “The World’s Religions.” adlı eserinin başlangıcında “her kim ki sadece Amerikalı veya Japon, Doğulu veya Batılı ise yarımdır. İnsanlık için çarpan kalp diğer yarısıdır ancak o henüz uyanmamıştır.” Yazmaktadır.
Smith’in hayatından olağandışı bir kesit
“Tales of Wonder” başlıklı biyografisinde hayat bulan yaşam hikâyesi, Smith’in insanlık için atan nabzıdır. Şahsiyeti kemale ermiş, somut dilde en gizemli dini konuların esasını özümseyebilen güvenilir alim Smith ince, uzun boyludur.
“Tales of Wonder” kitabında hayatına dair öyle anlar vardır ki Smith boşlukları dolduracak cevaplar vermez. Smith eserinde şahsi hayatını çok fazla detaylandırmayacaktır. Hanımı’da yapmayacaktır. Sadece en küçük kızı Kimberly bu anlar hakkında uzunca konuşacaktır. Yine de Smith yazmaya oturduğunda söyleyecek çok şeyi vardı.
Eşi Kendra’nın ayrılma tehdidi hakkında konuştu:
“sadakatsizlik zinadan daha kötüdür.”dedi.
Torunu Serena’nın ünlü bir NBA oyuncusunun karıştığı ve uluslararası basına yansıyan bir deniz trajedisinde öldürülmesi hakkında konuştu:
En dağlayıcı açıklamaları ise kitabın dört sayfasına sığdırmıştır. Smith orada 1994 yılında üç kızının en büyüğü olan Karen’in hayatını kaybetmesi hakkında konuşur.
Karen Smith evlendikten dokuz ay sonra dünyaya gelir. Kızının doğumunu “ikinci aşk hikâyesi” olarak tarif ettiğini söyler. Karen evde eğlence, müzik ve derslerle dolu dolu bir çocukluk geçirir. Smith’in evi mini bir operaya dönüşür. Çocuklarıyla yaptığı en eğlenceli konuşmaları defterlere yazarmışlardır.
Bir akşam yemeği esnasında ailedeki herkesin, içinde klişe içeren bir cümle içeren oyun oynadılar.
Karen’in annesi Kendra “Söylemek yapmaktan daha kolaydır.” Dedi.
Smith’in en küçük kızı Kimberly “Hepimiz büyük bir inançla büyüdük” dedi.
“Hepimiz bir ahiret hayatı olduğuna inandık.”
Smith, Karen’in “deli dolu” bir benlik algısıyla büyüdüğünü, yedi yaşındayken odasında kardeşine “Tanrı hakkında çok fazla konuşuyorlar ben anlamıyorum” dediğine kulak misafiri oldu. Ergenlik çağına geldiğinde Karen babasına artık kiliseye gitmeyeceğini ifade etti.
Ve Smith haykırdı.
Eğer Karen dinden vazgeçerse sanırım sıradaki ahlak olacak…”
Karen aziz hürriyetinin tadını suda yakaladı. Suda olmayı seviyor ve “su onun için hayatı temsil ediyordu.” Yüksek okulda yelken kursları alan Karen rüzgar sörfü öğrendi. Sonunda dine tekrar döndü fakat bu din babasının Hıristiyan inancı değildi. Evlendikten sonra Yahudiliğe ihtida etti ve Smith’in ilk torununu, adı İshak koyulan bir oğlan çocuğu dünyaya getirdi.
Smith manevi krizle güreşiyor.
Karen 50. Doğum gününe ulaştığında doktorundan bir haber aldı. Yakın zamanda geçirdiği ameliyat sonrasında yapılan test sonuçları neticesinde nadir bir eklem dokusu hastalığı olduğunu ve iki veya dört ay ömrü kaldığını öğrendi.
En küçük kardeşi Kimberly, Karen’in doktorun teşhisini başlangıçta kabullenemediğini söyledi. Kemoterapi almayı kabul ettikten sonra vücudu buruş buruş oldu, saçları döküldü fakat o hastalığına meydan okuyordu. Kimberly hala kemoterapiden zayıf düşmüş ve kel ama rüzgar sörfü yapan mutlu halini resmeden bir fotoğrafını saklıyordu. Kimberly “O yapabildiği en çetin savaşı verdi ve hayatın bütün caddelerinden geçebildiği kadar gitti.” Dedi.
Kanser hala ilerliyordu. Eklem tümörleri çok büyüdü, artık bu durumu geriletmek mümkün değildi. Karen sonunda Californiya Santa Rosa’daki evine kapandı. Kız kardeşi onu ziyaret etmeyi unutmazdı.
“Onu ziyaret etmeye gittiğim zaman kendi kendime ağlamayacağım diye söz verirdim.” “Ancak eve girdiğim ikinci saniye sesli sesli ağlamaya başlardım.” Diyor Kimberly.
Kimberly Karen’den özür dileyince Karen onu ve bütün ailenin geri kalanını teselli ederek konuyu kapatırdı.
” O ağlamak yok derken biz ağlıyorduk.” Dedi Kimberly.
Smith, kızının kahramanca savaştığını ve bir defasında babasına “bugün önemli bir gün, bağırsaklarımda bir hareket var” dediğini hatırlar. Vücudu zayıfladığı gibi duyuları da hissizleşmişti. Smith, etrafındakilere vücudunun acı çektikçe içinde daha çok hissettiği tabii bir güzellik oluştuğunu, meleklerle konuştuğunu ifade ettiğini söyledi.
Ailesi Karen’a unutulmaz bir gün yaşatmak için onu Napa Vadisine götürmüştü. Vadi bir şarap vahasıydı, her tarafta dereler, şarap imalathaneleri ve vahşi çiçeklerle kaplı kırlar vardı. Smith bu yolculuğu “dünyadaki son güzel gün” şeklinde tarif etmiştir. Bu yolculuk Karen’e hayat enerjisi vermişti. O gece artık dinlenmesi gerektiği söyleninceye kadar babası ve annesiyle uzun uzun konuştu..
“Ama çok güzel vakit geçiriyorduk.” Diyebildi.
Smith, her ne kadar başa çıkabiliyor görünse de kızının hastalığı onu, hayatının büyük kısmını araştırmaya verdiği manevi geleneklere başvurmaya zorladığını itiraf etmiştir.
Bazı Budist keşişlerin her gün tekrar ettiği “beş zikir”i düşündü: “gençliğimi, sağlığımı, sevdiklerimi, sahip olduğum her şeyi ve nihayetinde insan olmanın tabiatı gereği hayatımı kaybedeceğim.”
Bu zikir Smith’e, hayatın geçici oluşunun insanları daha az sevmek değil aksine daha fazla sevmek gerektiğini düşündürmüştür. Daha sonra Budda’dan bir alıntı yapmaktadır. “Izdırap eğer aşkı yok etmiyorsa kişiyi en uzak kıyılara taşır.”
Bir gece Smith kızının yatağının kenarında otururken Karen öldü. Smith iradesiz biçimde haykırdı ve kızının ölüm anında, her zaman hakkında kelam ettiği Tanrının “adalet ve kudreti”ne imanının sarsıldığını itiraf etmiştir. Henüz kızının yatağının kenarında üzüntüsü katlanırken kızı ona uzanıyordu. Öldüğü anlarda Karen’in yanında yalnız oturduğu halde ağlarken birden ağlamayı bıraktı. Onun odada olduğu hissine kapıldı.
“Bu hissiyat oldukça somuttu neredeyse arkamı dönünce onu görecekmişim gibiydim.” diye ifade etmiştir duygularını. Hâlâ kızının kendisine uzandığına inanan Smith sık sık 91. Doğum günü yaklaşırken kızının son günlerini düşünür.
Hiç kimse bir çocuktan iyi bir ölümün nasıl olduğunu öğrenmek istemez ancak ben Karen’den öğrendim.” Diyecektir.
En bilinen dini liderlerin bazılarının yanında araştırma yapmak için dünyanın pek çok yerine seyahat etti. Fakat onun en büyük üstadlarından birisi kızı olmuştu.
“O bana ruhun yüceliğini öğretti.” demiştir. Smith, Karen’in cesaretinin onu en uzak kıyıları yakın edecek “pusula” ve “rehber” olmaya devam ettiğini vurgular.
Bu dünyadan göçmeden evvelki son sözleri hala kulaklarında.
“okyanusu duyuyorum”, “Şimdi okyanus kokusu alıyorum.”

Alıntı

http://edition.cnn.com/2017/01/02/us/huston-smith-daughter/

Bu yazı 2009 da yazılmıştır.

Reklamlar