Görsel

RUHUMUZDAKİ PSİKOLOJİK VİRÜSLER

Çağımızın inanan insanları veya daha genel anlamda bütün insanlık, Allah’ın kâinata gizlediği hikmetlere dair bilinçli veya bilinçsiz, faydalı/faydasız bir arayış içindedir. Ancak modern insanın ve özellikle bizi ilgilendiren boyutu ile modern Müslümanın bu arayışı pek çok sorunlar ile mücadeleyi beraberinde getirmektedir.

Değerli dostlar geçen günlerde duyduğum bir haber üzerine sizlerle hastalık ve hastalıklı ruh hakkında düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Geçtiğimiz yıl devlet hastanelerinden tedavi olan insanlar ile ilgili bir istatistik yayınlandı. Bu istatistiğe göre bir yılda her birey 3 defa hastane kapısına gitmiştir. Yani doktorlar bir yılda Türkiye nüfusunun üç katı hasta muayenesi, tedavisi gerçekleştirmiş. Bu istatistik bize ne anlatır. İnsan vücudunda meydana gelen rahatsızlıkların tedavisi için gün geçmiyor ki bir yeni deva/yöntem bulunmasın. Teknolojinin gelişmesinin etkisiyle ve insanoğlunun daha uzun yaşama, daha sağlıklı yaşama arzusu birleşince bu yenilikler anında dünyanın öbür ucunda bilinir oluyor. Tabiidir ki bilim insanları bu tür keşifler yapadursun ilahi hikmetin bir tecellisi midir bilinmez daha büyük dertler-hastalıklar dünyanın, insanın peşini bırakmıyor ve adeta Allah, insana ne kadar çabalarsanız çabalayın ölümsüzlüğü beden ile yakalamanız mümkün değildir diyor. Bir anlamda Kur’an’ın veciz ifadesi “her nefis ölümü tadacaktır.” ayetinin bekası ispat edilmiş oluyor. Meselenin bir yönü bu keşifleri (ilaç, operasyon, organ nakli vs.) yapan ve bundan para kazananların olduğu taraftır. Bir de bu tedavi yöntemlerini kullanan insanoğullarının bulunduğu taraf var. Bu yazımız ikinci kısmı yani tedavi olan insanların durumuyla ilgili olacaktır. 

Bir düşünün hayatımızı daha konforlu yapmak için kazancımızı ve zamanımızı nasıl da sorgulamadan harcıyoruz. Daha rahat bir ev, konforlu bir araba, daha sağlıklı bir beden, daha güzel ve estetik bir vücut için nasıl harcamalar yapıyoruz, vaktimizi ayırıyoruz. Şu noktayı hiçbir zaman inkâr etmiyorum ve destekliyorum. Dinimiz, örfümüz geleneğimiz hastalıklarımızın dermanını aramamızı emreder. Peki, gelelim madalyonun öbür yüzüne. Bütün bunları niçin yapıyoruz? Biz bu dünyaya daha rahat bir hayat yaşamak için mi geldik? Bugün dünyada yaşayan Müslüman veya gayrı-Müslim, bütün insanlığın temel psikolojik sorunu, rahatlık eksenli bir hayat arayışı peşinde zamanını harcarken yaşamın anlamını kaybetmesidir. Gerçekten hasta olduğumuz için mi hastahaneye gidiyoruz samimiyetle bir soralım kendimize? Yoksa televizyonlardaki sağlık programlarının saçma sapan yorumcularına aldandığımız, gazete, dergi köşelerinde şunlar varsa şu hastalığınız var türü haberlere aldandığımız yahut bir yerimiz ağrıdığında vs. hemen bir ölüm korkusu içimizi sardığı için mi hastaneye koşuyoruz?

Evet, ruhumuza bulaşan bir virüs yapıyor bunların hepsini. Gülüp geçmek yerine biraz düşünelim. Acziyetinin farkında olmayan modern birey, bu âleme ait bir parça değil bu âlemin sahibi olduğunu zannettiği için maalesef ne rahat edebilir ne de mutlu olabilir. Evvela modern dünyanın okumuş okumamış bütün bireyleri hastalıkları bir zillet olarak görmekten kurtulmalıdır. Ruhumuzu baştan aşağı saran o virüs, sabır, şükür, zikir, tevekkül, tefekkür gibi hasletleri yok etme konusunda o kadar mahir ki işte bu yüzden önce ruhumuzdaki bu virüsten kurtulmak gerekiyor.  Öncelikle bu virüsü tespit etmemiz lazım. Nasıl ki bedeni rahatsızlıkların çeşitli belirtileri var ise ruhu saran virüslerin oluşturduğu bir takım belirtiler de zamanla ortaya çıkar. Örneğin öfke, tahammülsüzlük, sabırsızlık, isyan, aşırı bencillik, cimrilik, hayâsızdık ve ahlaksızlık temayülleri söylenebilir.

Nerden bulaşıyor bu hastalıklar diye soracak olursanız. Öncelikle televizyon, internet, sosyal medya ve İslami bir çerçeveye yerleştirilemeyen insani ilişkiler ile bu virüsler bize bulaşıyor. Yaşam gayemiz maddesel olunca zihnimizde ahiret ile ilgili düşünceler hep bir köşeye itiliyor. Bu maddi gayelere ulaşabilmek için kişisel gelişim kitaplarına, kişisel gelişim uzmanlarına başvuruyoruz. Çocuklarımızı başarılı olsunlar diye dershanelere gönderiyoruz. Kendimizi geliştirmek için kurslara gidiyoruz. Ekranlarımızda üç-beş model var, bütün ömrümüzü onlar gibi olmaya adıyoruz nafile! bu imkânsız. Bu yaptıklarımızın hepsi bu dünya hayatını daha güzelleştirme adına yapılan çalışmalar asıl gayesi kul olmak olan insan bu yüzden dünyayı da verseniz mutlu olmayacak varlık amacını bulamayacaktır.

Hastalıktan, hastaneden varlık amacımıza, varoluş gayemizi sorgulamaya geldik. Modern psikoloji artık insanın kendini gerçekleştirerek hayatın anlamını yakalayacağı fikrini reddediyor. Viktor Frankl, insanın anlamlı bir hayat sürmesi üç şekilde olur diyor. 1) bir eser veya faydalı bir iş yaparak, 2) insanlar ile etkileşim içinde olarak, 3) kaçınılmaz olan acılara yönelik bir tavır geliştirerek. (V. Frankl, 1991, s.107) İşte bizim ruhumuzu kemiren virüs’ten kurtuluş için üç güzel tedavi.

Ölmez bir eser bırakın (sadaka mahiyetindedir)

İnsanlara Faydalı olun (Emri Bil Maruf Nehyi Anil Münker- iyiliği emr kötülükten men)

Sabredin (imanı ve insanı olgunlaştırır)

Cesurca acı çekmeyi kabul edince yaşam, son anına kadar bir anlama sahip olur.

Mehmet Kalkan

Arş. Gör. Bozok Üniversitesi

Reklamlar