Sevgi duygusunun en aziz ve latif yönü insanda mevcuttur. Belki bütün nebatat ve hayvanatta birbirine karşı ve tabiata karşı bir muhabbet duyuyordur. Fakat insana verilen bu hususiyet bambaşkadır. Bu yönüyle insanın insana ve tabiata olan sevgisi farklı boyutlarda tecelli edebilir. Sevmek aynı zamanda sevileni korumayı, kollamayı da gerektirir. Uzun zamandır memleketime dair hissiyatımı kelimelere dökme vakti ve imkânı bulamamış iken İSPADER’in bir çalışması olduğunu görünce hissiyatımı ifade etmek istedim. Hepimiz gurbetteyiz aslında bu âlemde ama gurbet içinde gurbette olanların köyüne köylüsüne olan hasretine, özlemine, sevgisine farklı bir pencereden içimi sızlatan bir yerden değinmek istedim sevgili dostlar. Derdimiz bize dair biraz daha duyarlı olmaya davet etmektir daha fazlası değil…

Evliya Çelebi, bir zamanlar(Osmanlı’dan çok daha gerilere giden geniş bir zaman dilimini kastediyorum) Anadolu’da içinde aslanların yaşadığı ormanlar var olduğundan bahseder. Hatta Edirne’den Kars’a kadar bir maymun ’un ağaçtan inmeden daldan dala dolaştığına dair rivayetler anlatılır. Bugün bu tablonun neresinde Anadolu? Tabi ki çok uzağında. Erzurum’un geniş bozkırlarının bir kızıl çam ormanı olduğunu hayal edebiliyor musunuz? Yeşil İspir’in etrafının ormanlar ile kaplı olduğunu düşünmek bile insanın içini farklı bir huzur ile dolduruyor. Sizlerin de aklına eminim büyüklerin anlattıkları orman hatıraları gelmiştir. Ne oldu, neden bir tane ağaç kalmadı bu koca memlekette diye sorduğumuzda benim aklıma gelen ilk cevap biz yok ettik oluyor. Ancak gerçekten insanoğlu mu yok etti bu doğal güzellikleri. Tabiatı tahrip etme insanın arızalanan fıtratının bir neticesidir. Tahribat ve tadilat kabiliyetine haiz yegâne varlık olan inşan, bu gücünü her zaman kullanagelmiştir.  Ancak modern insanın kendi heva ve hevesleri uğruna tabiata tahakküm kurmak isteyen kapitalist psikolojisinin bir neticesi olarak insanlık tarihinin en büyük felaketlerinin yaşandığı zamanlardayız.

80’lerde İspirin Karakoç (günümüzde Pazaryolu’na bağlıdır) köyünde çocuktum. Akşamları köylerin vazgeçilmezlerinden birisi olan köy odası sohbetlerinde, büyüklerimizin en çok bahsettiği mevzulardan birisi orman için köyler arasında çıkan ciddi kavgalardı. Öyle destansı bir üslupla anlatılırdı ki hatıralar, bize düşen hayranlıkla dinlemek ve büyüklerin yudumladıkları çaylarının ardından boşalan bardaklarını gözleyip doldurmaktı. Evlerin tavanları bu ormanların yok edilmesinin neticesinde yapılan merteklerden (kolon ya da kiriş) oluşan çamlardan yapılmıştı. Çok sağlam tavanlar (eskiler arustah derlerdi) yapan dedelerimiz bu ormanların yok olacağını her halde düşünemediler.

Meselenin bir başka boyutu daha var ki seferberlik zamanlarında memleketteki kıtlık zamanlarına dair anlatılanları da dinlemiştik büyüklerimizden. Dağlardan geven toplayarak yediklerini anlatıyorlardı. Bu günlere şahit olmadım ancak hayvanlara geven verdiğimiz günleri hatırlıyorum. Hatta öyle zamanlar yaşanmış ki hayvan gübrelerinin içinde kalan buğday tanelerini ayıklayıp tekrar kavurup yedikleri dönemler olmuştur. Bu durumlar göz önüne alındığında ormanların bakir doğasının tahrip edilmesini anlamak ve anlamlandırmak biraz daha kolaylaşıyor. Bir de şunu eklemek lazım ki o dönemde tarım toplumu olan memleketimizde her şey ağaçtan yapılıyor. Metal kaşık bile bulmanın lüks olduğu bir devirde bu bozkırların nasıl ortaya çıktığını anlamak için biraz daha eskilere hak vermek mümkün oluyor. Tabiidir ki istilalar savaşların tahribatını bunlara eklemekte gerekiyor.

O kesilen ağaçların hesabını bırakalım dedelerimize biz kendi neslimizin her anlamda yaptığı katliamlara bakalım. Memleketimizin havasını suyunu etini fasulyesini çok seviyoruz. Dünyanın hiçbir ülkesinde konvoy halinde insanlar farklı ülkelerden şehirlerden köylerine kitlesel bir göç yapmıyorlar.

Yurt dışına çıkan hemşerilerimiz yaz ayları geldiğinde Avrupa’dan Anadolu’ya olan akışı çok iyi bilirler. Çok güzel; vatanımızı, toprağımızı, akrabalarımızı ziyaret etmek güzel bir haslettir. Her yıl köylerimize ziyaretlere gidiyoruz. Son yıllarda inanılmaz bir çevre kirliliği oluşmaya başladı. En çok Pazaryolu – İspir arasında seyahat ettiğim için ve traktörle (biraz gürültülü oluyor tabi) gittiğim için çevredeki çöpleri saya saya gidiyorum. Arabasının camından atıyor insanımız. Piknik yapıp bırakıyor. Şimdi soruyorum sizlere atalarımızdan (ki onların geçerli bir sebebi vardı) daha fazla tahrip etmiyor muyuz? Bu kesinlikle memleketini sevmek değil diye düşünüyorum. Allah bir toplumun kendilerinin düzeni bozmasından dolayı felaketlerin onların başına geleceğini bildiriyor. Bugün Amerika’da kasırgaların ardı arkası kesilmiyorsa bunun sebeplerini orada aramak gerekiyor. Sadece fiziki doğanın bozulmasından bahsetmiyorum. Toplumun, insanın, ahlakın bozulmasının tekrar tabiata döneceği muhakkaktır.

Netice itibariyle geçmiş eğer ders alınmadığı takdirde hikâye olmaktan öteye geçemeyen bir hikâyeler manzumesi olmaktan öteye geçemez. Ancak bugün köyü için şiir yazan, türkü yazan ağbeylerimizin o güzellikleri korumak için elbirliği yaparak birtakım çalışmalar yapması gerektiğini düşünüyorum. Bu noktada DAKA Ajansının mali desteklerinden faydalanabilirler. Kalın sağlıcakla

Mehmet Kalkan

İspadergi 1. sayıdan alıntıdır.

Reklamlar