Dostluğun Dini Yoktur
Mehmet Kalkan/ Nijmegen/Hollanda
mehmetkalkan@marun.edu.tr
Film kısaca Amerika’nın Brooklyn eyaletinde bir ilkokulda öğretmenlik yapan Ortodoks Yahudi Bayan Roha ile aynı okulda öğretmen olan Suriyeli Nazira adlı bayanın arkadaşlık hikâyesini konu ediyor.
 
Başlık kimseyi konuya çekmek için seçilmedi aslında. Başlık bir gerçeğin Müslümanlar penceresinden ya da insana insan olduğu için kıymet veren bütün insanlığın işitmesi ve inanması gereken bir değeri ifade ediyor. Kanaatimce, 2007 yılı sinema  ‘kültürü’ için yapılmış anlamlı filmlerden birisi de ‘Arranged’ adlıyla Amerika’da çekildi.Türkiye’de ne kadar izleyici kitlesi ile tanıştı ya da sinema sektörümüzde bir yer edinebildi mi, emin olmak güç ki, ben kendi ülkemde bu filmi izleyemedim. Hollanda Radbound Üniversitesi’nde, kültür haftası nedeniyle düzenlenen programa Müslüman öğrencilerin hazırladığı etkinliklerden bir tanesi de bu filmin gösterimiydi. Türkiye üniversitelerinde benzerlerini görmek dileği ile filmle ilgili bazı değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.

Alışık olduğumuz ‘Holly’ ‘wood’ filmlerinden biraz farklı bir senaryosu ve gerçekten objektif bir yaklaşımı olan bir film. İki dinin farklılıklarının yansıtılması açısından baktığımızda, çok anlamlı sahneler ile karşılaşıyorsunuz bütün karelerde. Ve her sahnede ‘işte evet bu yüzden biz farklıyız’ diye içinizden geçirmeden edemiyorsunuz.

Film kısaca Amerika’nın Brooklyn eyaletinde bir ilkokulda öğretmenlik yapan Ortodoks Yahudi Bayan Roha ile aynı okulda öğretmen olan Suriyeli Nazira adlı bayanın arkadaşlık hikâyesini konu ediyor. Gerçekten hoşgörünün nasıl olması gerektiğini açıklayan güzel enstantaneler yakalamış yönetmen.  Film genel itibari ile biraz komedi biraz dram ve romantizm içeriyor. Bir Müslüman ailesi içinde aile bireylerinin birbirlerine karşı olan saygı ve sevgisi net bir şekilde ifade edilmiş. Yine aynı şekilde aile bireylerinin tercihlerine saygı anlayışını bir Yahudi ailedeki yansımaları ve bunların sonuçları anlatılıyor. Örneğin iki ailenin de öğretmen olan kızları evlilik çağına geliyor ve tabiî ki Yahudi aile yapısında evlilik çağına gelen kızların filmde anlatıldığı şekliyle ifade edecek olursak, erkenden evlendirilmesi gerekir. Fakat Roha’nın karşısına kendi tabiri ile ‘mükemmel adam’ bir türlü çıkmıyor fakat ailesi ve yakın akrabaları bu konuda çok büyük çaba harcasalar da gelen onlarca damat adayını Roha beğenmiyor.

Burada dikkat edilmesi gereken, Yahudi geleneklerinde İslam kültüründeki gelin güvey anlayışına yakın algılamaların olmasıdır. Yahudi geleneklerine göre bir Yahudi kendi cemaatinde veya en azından Yahudi ile evlenmelidir. Özellikle Ortodoks Yahudiler reformist Yahudiler ile evlilik yapmazlar.  Damat adaylarını beğenmeyen Roha, annesi tarafından bir büyücü kadına bizim tabirle ‘kocakarı’ya götürülüyor. Ve kadın Roha’nın koluna bir iplik bağlayıp kırk gün içinde birisi ile tanışacağını söylüyor.

Filmi ilginç kılan özelliklerden biriside bu iki öğretmen arkadaşın okulundaki öğrenciler arasında geçen bir diyalog ve okul müdiresinin onların dünyasını anlamaktan uzak oluşunun sergilendiği sahnelerdi. Müdire hanım ilk gün öğretmenler ile tanışırken öncelikle Müslüman öğrenciden başlıyor, sonra bir konuşmasından seküler diyebileceğimiz bir bayan kendini tanıtıyor,  (ki söyledikleri sonrasında müdire hanım şaka yollu bu kadar yeter okulumu kapattırmak istemem diyor) ardından  da Yahudi bayan kendini tanıtıyor. Ne kadar anlamlı bir sahne idi benim için… Müdire Nazire’ye neden başörtüsü örtüyorsun diye soruyor. Nazire inancından dolayı olduğunu söylüyor ve müdire bundan hoşlanmasa da geçiştirmek için en azından İslami moda için güzel görünüyor tarzında bir cümle ile devam ediyor.

Tabi eğlenceli sahnelerde yok değil. Nazire’yi görücü usulü istemeye gelen aile ile aralarındaki iletişimin güzelliği ve anlayışlı davranışları gerçekten dikkate değerdi. Zaten adaylar birbirini beğenice ötesi geliyor. Ve Nazire’nin babasına ‘şükran baba’ dediği sahneyi unutamıyorum; aile bağları o kadar güçlü veriliyor ki, insan kendini ailenin bir ferdi gibi hissediyor.

Aslında düşünmeye filmi izlemeden başlamak gerekiyor. Neyi niçin izleyeceğiz? İki saatimizi ne için harcayacağız? Kim iki saatini o kadar ucuza satar? Allah’ın her gün bize hediye ettiği bu kıymetli emaneti boşa harcayamaz bir Müslüman diye düşünüyorum. Boş bir sinema filmi için saatlerini de harcamamalıdır.  Her zaman doğru yerde, doğru zamanda olmalıdır. Bunu başkalarına bırakırsak biz kaybederiz. 

Öğretmenlerin ikisi birlikte sınıfları birleştirerek yaptıkları bir derste, Kızılderili bir adamı tanıtan Nazire konuşan öğrencileri uyarmak için ışığı yakıyor ve Müslümanların Yahudileri öldürdüğünden bahsetmeye başlıyor. İşte burada doğru yerde doğru zamanda olmaktır.  Gerçeğin böyle olmadığını o çocuklara anlatmak… Amerika toplumu eğer gelecekte bir ‘leviathan’ anına dönüşmeyecekse, bunu yapanlar Müslümanlar olacaktır. 

Neden mi?

Birinci soru Leviathan nedir?

İkinci soru konuyla alakası nedir?

Üç neden Müslümanlar?

Reklamlar