Modern toplumun insanı veya diğer bir ifade ile çağımızın insan aklının sınırlarını aşan bir gücü kabul etmeyen zihniyetinin temellerini kuran Batı’nın aydınlanmacı pozitivist zihniyeti günümüzde dinden uzak bir hayat anlayışı kurmanın çabasının boşa çıkışının hazin acısı ile kıvranmaktadır. Ve kendini avutmak için kendine yeni üstün olduğuna inandığı varlıklar ihdas etmektedir. 20. yüzyılın ortalarına kadar yani ikinci dünya savaşının sonuna kadar modern insan kendisini modernizmin sürüklediği uçurumu görmeden adeta bulutların üzerinde uçtuğunu zannediyordu. Bu hayat anlayışı sarhoş insan tipolojisini birebir yansıtmaktadır. Çünkü modern insan ne yaptığını nereye gittiğini neden bu dünyada var olduğunu sorgulamadan buna gerek duymadan yaşamaya başlamıştı.

Kurumsallaşmış kiliseden kaçış dinden kaçış halini alıp toplumda bu yönde bir temayüle sebep olunca insanlar din olmadan da yaşayabilecekleri zehabına kapıldılar. Hıristiyanlığın ortaçağ düşüncesi etkisini o denli yitirmişti ki artık kiliseler boşalmış insanlar dine hiçbir şekilde itibar etmemektedirler. Bütün bu ayrılışlar kopuşlar modern insanın Ahmet Davudoğlu’nun deyimi ile ben idrakini yok etmiştir. 

Şimdi bu ahvaldeki Avrupa medeniyeti! bu kendi kalıplarını kapitalizm ve sosyalizm adına diğer toplumlara emperyalist bir anlayışla dayatmaktadır. Batının bu bilimsel kesinlikte temellenen hayat anlayışı tanrılaşan insan halinde tezahür etmiş fakat bu tezahürünün çok büyük bir uçurum olduğunu nihayet geçtiğimiz yüzyılın ortalarında ikinci dünya savaşında milyonlarca insanın katledilmesinin ardından fark ettiler. Fakat bu farkındalık belki de bir sonun başlangıcı oldu.

Diğer yandan dini hayatın bireyselleşmesi ile dini temellerinden kopan batılı insan kendine mabutlar aramaya başladı. İşte moda modern insanın bu mabutlarından bir tanesidir. İlginçtir İngiliz dilinde gençlerin kendilerine sanat asıl ifadesi ile modern popüler kültürün yücelttiği insanlar için İdol kelimesi kullanılır. Bu kelimenin etimolojik manasını incelediğimizde kelimenin asıl manası Türkçe ifade ile “put” demektir. Yani gençliğin idolleri derken aslında gençliğin putları dediğimizin idrakinde olmadığımız ne kadar da aşikar. Fakat bunun Müslüman toplumlarda mesela Türkiye ve Mısır gibi modernleşmede başı çeken ülkelerde kullanılması diniden kopuşu temsil etmektedir. Ki bu tür ifadelerde dinden çıkmak söz konusudur.

Peki, nasıl oluyor da Moda mabut yani özgün Türkçemiz ile ifade edecek olursak Tanrı oluyor yahut tanrılaştırılıyor. Sadece moda mı hayır tabiî ki daha niceleri kapitalizmin en büyük oyuncağı olan parada bu listeye koyulabilir. Siyasi liderleri de ekleyin, mabutlar olunca haliyle mabetlerde olmalı yani yine açıklayacak olursak tapınaklar. Nedir modern insanın tapınakları diye soracak olursanız: modern insan alışveriş merkezlerinde sinemalarda eğlence mekânlarında (leila reina!), stadyumlarda hayatın anlamını aramaktadır. Kur’an’ın ifadesi ile  “biz insanı sonra Esfele safiline (aşağıların aşağısına) indirdik”. Bu makamı kendine makam edinen modern insan artık insani hasletlerinden uzaklaşarak hayvani hasletler ile donanmıştır tanrılık iddiasından hayvanlık derekesine düşmüştür.

İranlı Sosyolog Ali Şeriati bir hatırasını naklen şöyle anlatmaktadır. Öğrenci iken bir araba firmasının sosyolog ve psikolog aradığını duyar ve başvuru için gider. Fakat bir otomobil fabrikasının neden sosyolog ve psikolog aradığını bir türlü anlayamamaktadır. Ve şirket müdürü konuyu şöyle izah eder. “Biz A, B, C ülkelerine çok iyi araba sattığımız halde D, E, F ülkelerinde hiç satamıyoruz ve bunun nedenini mühendisler açıklayamıyorlar ve bunu sizden öğrenmek istiyoruz” demiştir. Günümüzde Batı dünyasındaki pek çok mühendis insanı bir makine olarak düşünmektedir, diğer yandan mühendis zihniyetine göre insan denen bu makinenin yaşama imkânı sıfırdır yani insan denen bu makinenin çalışması yaşaması bir mühendis için imkânsızdır. Bir mühendisin zihni bunu kavrayamaz. Afrikalı bir yerli kabileye nasıl ata binmek yerine geçici istasyon yol vs. yapılarak araba satıldığını anlatan şirket yöneticisi bakın Afrika toplumunun hayat anlayışını nasıl değiştirdiklerini itiraf ediyor. “Kabilelerin kadınları ormandaki ağaçların tutkal ve yaprak özlerinden hazırladıkları maddeler ile süsleniyorlar ve herkeste bunu beğeniyor. Bu durumda bu kadınlarda Christian Dior kozmetik ürünlerine hiçbir zaman ilgi duymayacaktır.” (Şeriati Medeniyet ve Modernizm 2005 s.29.)

Kapitalizmin silahşörleri Batılı devletler (Fransa İngiltere ve ABD) toplumları aslında medenileştirmek değil modernleştirmek istemektedirler. Burada medeniyet ve modernizm arasında gerçekten çok önemli bir ayrım yapılmaktadır. Modernizm geleneklerin köklerinden koparak eklektik bir biçimde Judeo-Hıristiyan kültürün temellerinden neş’et eden seküler batı geleneğinin topluma hâkim olması demektir. Bu da aslında senkretizm ile doğan Hıristiyanlığın (İsevilik değil) yeni bir senkretizm ile dini olandan tamamen kopuşunun neticesidir. Bu anlayışın Batı dışı toplumlardaki tezahürleri Batı toplumlarına verdiğinden daha fazla ıstırap ve zarar vermektedir ve vermeye devam etmektedir. İşte modernizm Batılı olsun veya olmasın bütün toplumlarda bu toplumun temel dinamiklerinin özüne taalluk ederek onları bozmaktadır. Bu bozuluş tamamen taklide dayanan bir atalet toplumu doğuracaktır. Ki bunu da Şeriati “Kendi isimlerini seçemeye yeltenemeyen kendilerine ait bir fikre sahip olmaya cesaret edemeyen ve kendileri için karar veremeyen yerli aydınlar oluşturularak bu kişiler topluma model gibi gösterilir. Fakat bu kişiler ve bu kişilerin model olduğu toplumlar içtikleri içkinin tadı, dinledikleri müzik, giydikleri elbiseler kendilerine sorulduğunda, beğenilerini belirtecek kadar dahi iradeleri kalmamıştır. Çünkü artık onlar kendileri seçmemektedirler. Artık hayatlarının her parçası Avrupa eksenine göre olmak zorundadır. Avrupa’lının yaptığı giyilir onun yediği gibi yemek gerekir, onlar gibi yaşamak en yüce görevdir insan için velhasıl “Avrupalı olmak” hayali ile özünden utanan bir toplum oluşturulmuş olur ki bunun neticesi de aşağılık kompleksine hapsolmak ve kurtuluşun bu yücelik makamındakini yani (modern Avrupa’yı) taklitten geçtiği inancı ile yaşamak ve bunu kendine şiar edinmek doğu toplumlarının modernleşen halkının en büyük yanılsamasıdır.

Peki, sonuç nedir. Sonuç taklit ile tüketen insan olan modernleşme yolcularının trenini idare eden kapitalist batı her istasyonda yolculara gülümsemektedir ve yolculuk esnasında düşün(e)memesi için güler yüz ile servis yapar yolculara. Evet, modernleşme yolcusu olan bu doğulu insan artık düşünememektedir. Düşünmek düşen ile düş ile başlar. Fakat insan nefsi ile çatışmaya girmeden düşünemez. Bunun en basit örneği aç kalmaktır. İnsan eğer tok ise nefisinin diğer arzularına yönelir. Aç ise eğer düşünemeye başlar. Ki bu bilimsel olarak ta böyledir. İnsan aç iken beyine giden kan miktarı daha fazladır. Tok olduğu vakitlerde uyumak veyahut nefsi hazlara yönelir. Bu nedenle dünyanın her yerinde Doğu (doğu ile doğru arasında hep bir mütekabiliyet olduğunu düşünürüm) bütün kadim dini geleneklerde açık (oruç) çok önemli bir ritüel (ibadet)’dir.

Düşünmek kısmından devam edersek modern insan düşünememektedir. Çünkü çok fazla yemek yemektedir. Bunu en güzel Amerikan toplumunda (McDonanld’s) müşahede ederiz. Amerikan toplumu yemek için harcadıklarının yaklaşık üçte ikisini israf etmektedir yani çöpe dökmektedir. Ve refah (mide refahı) içerisindedir. Bu nedenle amerikan toplumu düşünmeyi beceremeyen bir toplumdur. Nefs’in zorlanmasından bahsetmiştim aynı konu azınlıklar ve göçmen insanlar içinde böyledir. Çünkü bu ister bireysel anlamda olsun ister toplumsal anlamda her zaman bir etki-tepki (cause-effect) söz konusudur. Düşünmek için ikinci bir şart daha vardır. Durmak ve durmayan insan düşünemez.

Modern insanı bir an zihninizde canlandırırsanız söylemek istediğimi daha iyi anlayacağınızı ümit ediyorum. Öncelikle mesela modern insan sessiz kalmaktan hiç hoşlanmaz karanlıktan nefret eder. Devamlı bir yerlere yetişmesi bir şeyler ile uğraşması gerekir. Yani tamamen dünya için yaşayan bir insandır. Düşünmek ise ilahi emre tabi bir eylemdir. Kur’an’da pek çok ayet “insanoğlu çok cahildir, düşünmüyorlar mı, akletmiyorlar mı, fehmetmiyorlar mı nazar etmiyorlar mı” şeklinde bitmektedir. Yani düşünmek ruhi özelliklerimiz üzerine bina olmuş bir duruştur. Akıl ve kalbin istişaresidir. Modern insanın düşünmediğini söylerken onun düşünmek istemediğini söylemek istemiyoruz fakat onun aldanmışlığını ifade etmek istiyorum. İşte batı modern insanı tüketim oyununun oyuncakları haline getirmiştir. Bu bize putperest paganist toplumların dini tabularını Tanrılık atfettikleri canlıları, tabiatı hatırlatmalıdır. Çünkü çağımız insanı yukarıda belirttiğim Batılı anlayışa o kadar bağlanmıştır ki örneğin Paris’te bu yılın moda rengi kırmızı diyorlar bütün dünya kırmızı yahut bu yıl şapka modası var diyorlar bütün dünya şapka giyiyor ve böyle davranmayan insanlarda toplumda marjinalleşiyor.

Hz Meryem’in ve Hz. İsa’nın Yahudi toplumunda kötü insan olarak görülmesine benzetmekte mümkündür. İşte burada Moda toplumu yönlendiren bir put olmaktadır. Yani artık referans noktamız hayatımızın yönünü çizdiğimiz Allah’ın iradesi onun Sünnetullaha riayet değil Efendimizin Sünneti değil Paris’teki modacılar olmuştur. Bu Allah muhafaza şirke dahi varabilmektedir.

 

Protestanlık ve sinema ile devam edeceğiz vesselam… Mehmet Kalkan  03.03.2007

Reklamlar