Anti-Oryantalist bir soykütüğü

         Daha önce de kimbilir kaç defa yazdım, Oryantalizm, Edward Said’in kullandığı manada bir tahakküm mekanizmasının ideolojik arka planıdır.

       Bu tahakküm, Avrupa medeniyetinin tek medeniyet, Hıristiyan medeniyeti olduğunu dayatmaktır. İslam’a gelince, Oryantalistler’e göre, İslam bir dindir; –ama bir medeniyet değil! İslam dini, bir medeniyet gerçekleştirememiştir. Müslümanlık, bilim (ve felsefe) alanında ‘terakkiye mani’dir (ilerlemeye engeldir)! Halbuki medeniyet, bilim ve felsefe alanında ilerleme, demektir…

       Oryantalizm, modernleşme adı altında yapacağını yaptı ve sonunda Türk aydınının bilinçdışını kuşatıp zihnini bütünüyle esir alma başarısını gösterdi. Şimdi, Batılı ve laik aydınlarımızın neredeyse tamamı, İslam’ın, bilimsel ve felsefi düşünceye hiçbir katkısı olmadığı safsatasını, asla sorgulamadan, kabullenmiş görünüyorlar. Oryantalizm, onu Avrupalılaşma veya modernleşme zannetme gafletiyle malul zihinler için İslam’ı, Batı’nın ürettiği ve Batı’ya ait sembollerle idrak edilen bir dine dönüştürdü. Avrupa, İslam üzerindeki entelektüel tahakkümünü, bizzat Türk aydınlarının zihinlerini malzeme olarak kullanmak suretiyle inşa ediyor. Buna karşı çıkacak veya direnecek bir Namık Kemal, bir Ahmet Mithat Efendi, bir Şehbenderzade Ahmet Hilmi yok artık…

       Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi ve Şehbenderzade Ahmet Hilmi! Bu üç mübarek adı burada zikretmem boşuna değil! Çünkü bunlar, oryantalizmin, Osmanlı insanının zihnini ele geçirme ve o zihinler üzerinde tahakküm mekanizmaları inşa etme çabalarının farkında olmuşlar, buna kendilerine yakışan bir celadetle karşılık vermişlerdir. Namık Kemal’in Renan Müdafaanamesi’nin, Ahmet Mithat Efendi’nin Niza–ı İlm ü Din’inin, Şehbenderzade’nin Tarih–i İslamiyet’inin, oryantalizme karşı oluşturulan bir ayrı Soy kütüğü olduğunu asla unutmamak gerekir.Ahmet Mithat Efendi’nin Niza–ı İlm ü Din’i, W.J. Draper adında Amerikalı bir bilim adamının 1874’te yayımlanan Conflict Between Religion and Sciens başlıklı kitabına cevap olarak yazılmıştır. Aslında Draper, Katolikliği eleştirmektedir.

       Ahmet Mithat Efendi, kitabı Fransızcasından Osmanlıcaya çevirir ve Draper’in İslamlıkla ilgili suçlamalarını, her bölümün sonunda cevaplandırır. Suçlamalar, bermutat, İslam’ın Bilim düşüncesinin gelişmesine engel olduğu gerekçesine dayandırılmıştır. Ahmet Mithat Efendi, reddeder bunu; –şöyle: ‘Din–i İslam’ın uluma (bilimlere) muhalefeti şöyle dursun, ulum–u riyaziye ve tabiiye (matematik bilimler ve doğa bilimleri) vesaireden istintaç olunacak (çıkarılacak) hikmet–i hakikiyye (hakikat bilgisi) din–i İslam’ın dahi esas–ı metinesinin (sağlam temellerinin) üssü olduğunu bedaheten gördüğümüz cihetle, işte bu gördüğümüzü göstermek için dahi, Draper’den intikad eylemekteyiz. (Onun tenkitlerini beklemekteyiz.) Fakat gördüğümüz şeyleri, kime göstermek azmindeyiz? Draper’e mi? Avrupa’ya mı? Keşke gösterebilsek, keşke onlar dahi hakikat –perestane (hakikatseverce) bir nazarla bu hikmetleri görebilseler!’

       Namık Kemal’in Renan Müdafaanamesi, adından da anlaşılacağı gibi, Fransız düşünürü Ernest Renan’ın, 1883’te, Sorbonne Üniversitesi’nde verdiği bir konferansı konu edinir. Bu konferansta Renan, İslamlığın bilimi kabul etmediğini, Müslümanların kafasında yeni düşüncelere karşı kapalı bir ‘demir daire’ bulunduğunu, İslam’da bilim ve hikmet (felsefe) olmadığını, olanlarınsa, İslam ve Arap olmayanlar tarafından ortaya konulduğunu öne sürmektedir. Namık Kemal, Hıristiyanların İslam’a ilişkin tetkiklerinde tarafsız olamayacaklarını, onların ‘fikr–i aslileri(nin) bu tetkikatın selametle icrasına mani’ olduğunu bildirir. ‘Biz araştırmalarımızda bitaraf olabiliriz; bizce Hıristiyanlık mensuh bir dindir,’ der, ‘Hâlbuki İslamiyet, Hıristiyanlara göre, İlahi değildir; onun için her kitapta yalan yanlış ararlar.’ 

       Namık Kemal, İslamlığın bilimi kabul etmez değil, tam tersine onu teşvik ettiğini belirtir. Kur’an’da ve hadislerde Müslümanların bilim ve hikmetle uğraşmalarına ilişkin açık emirler vardır. İslam’da bilim yoktur, iddiası yanlıştır. Doğu’nun eski tıp medreseleri, matematik bilginleri, rasathaneleri, kimyacıları vardır. Hatta Müslümanların ortaya koydukları bilim, Avrupa medeniyetini de etkilemiştir. Müslümanların geri kalmasının nedeni İslamlık değil, XII. yüzyıldan beri Batı’nın Doğu’ya tasallutu, bu yüzden de okuyup öğrenmeye imkân bulamamasıdır. İslamlık mutaassıp (bağnaz) değil, tam tersine, Avrupa’dan çok daha müsamahakâr ve özgürlükçüdür.

       Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi’nin Tarih–i İslamiyet’i de, İslam’a karşı olan bir Oryantaliste, Reinhardt Dozy’e yönelik bir reddiyedir. Dozy’nin kitabını Osmanlıcaya bu adla çeviren Abdullah Cevdet’in amacı, Dr. Şükrü Hanioğlu’nun belirttiği gibi, İkinci Meşrutiyet’in getirdiği özgürlük ortamı içinde, ‘doğrudan dinin gereksiz ve bilim dışı olduğunu ispata çalışmak ve onun yerine biyolojik materyalizmi önermek’ düşüncesidir.

       Bu kitap, yine Dr. Hanioğlu’nun deyişi ile ‘Osmanlı kamuoyunda herhangi bir esere karşı gösterilen tepkilerle kıyaslanamayacak ölçülere’ varmıştır. (Cemil Meriç, ‘O devirde Dozy’ye çatmak her Müslüman aydının görevi. Said Nursi’nin yıllarca sonra kaleme aldığı Risaleler’de Dozy, hâlâ fikirleri çürütülmesi gereken bir düşmandır’ diyor.) Ama bu tepkiler içinde en ciddi olanı, hiç şüphesiz, Şehbenderzade Ahmet Hilmi’ninkidir. Ona göre, İslam bir akıl dinidir, son çözümde, dinle akıl arasında bir anlaşmazlık yoktur.

       İşte bir anti–oryantalist soy kütüğü! Tanzimat’tan II. Meşrutiyet’e, oradan da Cumhuriyet’e eklemlenen bu ‘aydın’ soy kütüğünde, ne yazık ki, Cumhuriyet aydınları yok! Çünkü Namık Kemal’lerimiz, Ahmet Mithat Efendi’lerimiz, Şehbenderzade’lerimiz yok da ondan! Artık bizim de yerli Renan’larımız, yerli Draper’lerimiz, yerli Dozy’lerimiz var. Zihinlerini oryantalizme, kayıtsız koşulsuz teslim etmiş aydınlar!  h.yavuz@zaman.com.tr den alıntıdır kendim yazmak isterdim ama Hilmi yavuz daha guzel ifade etmiş….selametle…

Reklamlar