Ebu’l velid Muahmmed b. Ahmed b. Rüşd           Asıl ismini dedesinden alan Ebu’l velid Muahmmed b. Ahmed b. Rüşd (1126–1198) bu yüzden (hafid) ibn Rüşd diye genellikle bilinir. Ayrıca Şarih, Commentator gibi isimler ile anılmıştır ve batıda genellikle Averroes ismi ile bilinir. Endülüs’te varlık bulmuş bir fakih âlim aileden gelir. İlk tahsilini lisan, kelam ve fıkıh üzerine yapmıştır. Endülüs Geleneğine uygun olarak Muvatta’yı ezberlemiştir. Ayrıca 1169’da tıp eğitimi aldı ve el-Külliyat adlı tıp eserini telif etti. İbn Tufeyl ve İbn Bacce’nin onun iki üstadıydı diyebiliriz. İbn Rüşd İlâhiyat, fıkıh ve tıp olmak üzere üç ana konuda makale ve kitap yazmıştır. Endülüs İslam Felsefesi geleneğinde İbn bacce ile başlayan Felsefe’nin kemal noktasını ibn Rüşd temsil etmektedir. Bir dönem Seville’da kadı olarak tayin edilir.

         1169 da İbn Rüşd İbn Tufeyl aracılığı ile Muvahhitlerin halifesi Ebu Yakub ile tanışır. 1171 de Kadul kudat olarak Kurtuba’ya döndü. 1169’lerde Aristo’nun eserlerini Halife için Arapçaya çevirmeye başlar. 1182 de İbn Tufeyl’in ölümü ile Marakeş’te Halifenin hususi hekimi olarak tayin edildi. Halife öldükten sonra çeşitli rivayetler sebebi ile Elisane bugünkü Kurtuba şehrinin kuzey doğusunda bir yere gönderilir. Pek çok takipçisi olmasına karşın özellikle Hıristiyan ve Yahudi öğrencileri ön plana çıkmıştır. İbn Rüşd’ün interdisipliner çalışmalarını Macit Fahri üç farklı kategoride ayırarak tanımlamaktadır.  Birinci kategori Aristo Felsefesi üzerine şerh ve yorumlarını oluşturur. İkinci olarak Saf Aristoculuk adına (ki ona göre Farabi de İbn Sina da ya çarpıtmışlar yada anlamamışlardır.) Farabi ve İbn Sina’yı tenkid etmektedir. Son olarak onun doğru anlaşılan hikmet ve doğru yorumlanan şeriat arasında asli uyumu göstermeye çabaladığını söyleyebiliriz.

           Temel anlamda bilinen meşhur birkaç eserini burada zikretmemiz gerekirse fıkıh alanında Bidayetu’l – Muctehid, Nihayetü’l-Muktesid’i zikredebiliriz. Felsefe alanında yazdığı eserler kronolojik sıralamaya uygun olarak ifade edersek Tehafutu’t Tehafut (Tutarsızlığın Tutarsızlığı) ardından el-Keşf’an Menahic al-Edille Risalesi (Kanıtların Apaçık Yollarının Keşfi) ve son olarak ta bu serinin son kitabı olduğunu söyleyebileceğimiz Faslu’l-Makal Risalesini telif etmiştir. Ki bu son iki eserinde felsefe din münasebetlerini tartışmış ve cevaplamıştır.

            Diğer yandan Aristo’nun bütün eserlerine şerh yazmıştır. Platon’un “Cumhuriyet” adlı eserine (Aristo’nun aynı adlı eserine ulaşamamıştır) ve Porphyrius “İsagoci”adlı eserine de şerh yazmıştır. Ar,sto eserlerine yazdığı şerhlerden kısaca bahsetmemiz gerekirse onun tefsir (şerh) metodolojisi Kur’an tefsir metodu ile benzerlikleri vardır. İbn Rüşt’ün bu metodu İslam filozoflarına kazandırdığı düşüncesi terk edilmektedir. Farabi de Aristo üzerine mantıkla ilgili eserlerinde bunu kullanmıştır. İbn Sina da kayıp olan Kitab el-insaf adlı eserinde bu metodu bir nebze kullanmıştır. İbn Rüşd Aristo şarihi ve yorumcusu olmasının yanında felsefi ve kelami meselelere de çözümler getirmiştir. İbn Rüşd’ün şerh metodolojsi üç farklı seviyede ele alınabilmelmektedir. Bu farklı şerhleri şöyle tasnif etmemiz mümkündür.1.      Eş-Şerhu’l-Asgar: Küçük şerh 2.      Eş-Şerhu’l-Vasat: Orta şerh 3.      Eş-Şerhu’l-Kebir: Büyük şerh 

           Arasında geçen dönemde tercüme edilmiştir bu eserler. İbn Rüşd’ün 38 şerhinin 15 doğrudan Arapçadan çevrilmiştir.  Bir kısmı ise Arapçadan İbraniceye ve İbraniceden Latinceye tercüme edilmiştir. Bu tercümeler ve verdi derslere katılan Yahudi ve Hıristiyan öğrencilerin Avrupa içlerine seyahatleri sonucunda bir Averroism yahut ibn. Rüştçülük akımı ortaya çıkmıştır bu akımı takip eden batılı filozoflar arasında iki tane önemli kişiyi zikretmemiz gerekir ki bunların bir tanesi Yahudi  Rabbi Moshe Ben Maimon (1135-1204)’dur. Maimonides olarka tanınan Musa b. Meymun fizikçidir, İspanyada yaşamıştır. İbn Rüşd’ün eserleri aracılığı ile tanıştığı Aristo mantığı ve Yunan Felsefesinden etkilenmiştir. Etkili bir Yahudi Filozof ve yazardır. “Guide of the Perplexed” “Dalalat al-Ha’irin” adlı bir eseri Aristo mantığı ile çeşitli teolojik meseleleri açıklamıştır. Diğer Batı düşünce tarihinin köşe taşını oluşturan İbn Rüşd çizgisindeki alim ise Hıristiyan Saint Thomas Aquinas’tır. Hıristiyanlıkta Din-Felsefe uzlaşısının başlangıcının bu kişi olduğunu söylememiz mümkündür. Dil ve Düşünce arasındaki ilişkiye vurgu yapar. Arapçayı yöresel dil ile evrensel düşünceye ulaştırmaktadır. Arapça-Grekçe farkından dolayı mana ve lafız ayrımını gidermek için SEMBOLLER ile anlatımı daha uygun görür. Burhanı form ile maddesi örtüşen kıyas olarak tanımlamaktadır. Tamamen sebeplere (illetlere) ilişkin bilgi verir. Cedel ise öncülleri meşhur kıyastır ve güvenilirliği daha azdır.Aristo felsefesinden etkilendiği için felsefesini de bu yönde geliştirmiş ve bu yönde bir özgün metodoloji geliştirmiştir. En çok ilgilendiği mesele kıyas meselesi olmuştur. Bu nedenle şöyle der her burhan kıyastır fakat her kıyasa burhan değildir. İbn Rüşd’ün Aristo şerhleri dışındaki eserlerinde genel manada bir metodoloji sorunu nu ele aldığından bahsedebiliriz. Burada önemli bir nokta Aristo’yu kendi anladığı gibi değil de Onun kendini nasıl anlatmışsa öyle anlamaya ve yorumlamaya çalışmıştır. Fakat bazen onun görüşlerinin İslam doktrini ile uzlaştığından emin değildir. Aristo düşüncesinden bazen ayrılmak zorunda kalmıştır. Çünkü referans noktaları farklıdır. Bu nedenle bazen onun görüşlerini İslam ile uzlaştırmak için te’vil yapar. Fakat yinede kendi içinde Aristo’nun düşüncelerinin mantıklı ve doğru olduğu görüşünden de vazgeçmez. İbn Rüşt, Aristo’nun düşünce sistemini İslam ile kaynaştırmaya çalışmıştır. Ona göre Şeriat ile felsefe arasında bir çatışma yoktur.  Kişinin hem felsefe, hem din yoluyla hakikate erişebileceğini düşünmüştür. Kâinatın ebediyetine ve formların ezeliyetine (pre-extant) inanırdı.   Vahiy ve felsefeyi birbirinden bağımsız olarak düşünür ve ikisi arasında diğerini geçersiz kılmayacak bağlantılar oluşturmak ister.·        Önce dinin konusu nedir·        Felsefenin konusu nedir·        Ortak noktaları nedir.Ve sonuç olarak ikisini kıyaslamanın yanlışlığını vurgular. İbn Rüşd din felsefe ilişkisinden bahsederken daha çok hikmet ve şeriat terimlerini kullanır. Filozof için hakîm kelimesini uygun görmüştür. O din-felsefe ilişkisinden bahsettiği eserlerini şu sıralamaya göre yazmıştır. Bu kronolojik sıralamaya göre Tehafütü tehafüt, El-Keşf an menâhici’l edile, Faslu’l Makal, Ez-Zamime şeklinde bir tarihi sıra takip eder. Filozof dini meseleleri tartışırken felsefi bağlamda değil dini bağlamda tartışmalıdır. Filozofların şeriat tartışmaları caiz değildir. Te’vil yöntemi İbn Rüşd düşüncesindeki temel unsurlardan birisidir. Mehmet Kalkan. Aralık 2006

Reklamlar