Uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yapıp böyle bir sınav arefesinde Amerikan filmi izlemeye kalkıştım. İsminden içinde biz’e dair iyi yahud doğru şeylerin pek olmayacağını düşündüm ama yinede izlemek istedim. Neden bu ödülleri bu filme verdiler merak ettim açıkçası herkes gibi. Başlangıç filmlerde gerçekten çok önemlidir. Bu yüzden olsa gerek sanırım kitaplarda yahut işte bu nevi filmlerde başlangıç için ya sonu başa alırlar ya çok olağanüstü bir hadise cereyan eder vs vs gibi bir olay vuku bur en nihayetinde. Haddim olmayarak film hakkında birkaç kelam etmeyi kendime hak görüyorum. Aydın değilim mütefekkir hiç değilim rahmetli! Cem Karaca’nın nameleri geldi aklıma “işçisin sen işçi memur” memur’da değilim. Ee peki nesin o zaman sen diyecek olanlar için ancak bir talibim diyebilirim o kadar fazlası yok. Mevzuyu dağıtmadan filme dönmek istiyorum. 

          Hakkında ne yazıldı çizildi hiç bilmiyorum sadece geçen gün elime geçen bir gazete sayfasında altın küre ödülü aldığını okudum o kadar ve filmi seyrettim. Geçen yıl seyretmeden Kurtlar Vadisi yorumu yapan entel-lektu-ellerden değilim biline…! Film adının neden Babil olduğu konusunda fikir serdetmeyi uygun görmüyorum. Sonuç olarak bir cümle ile tekrar değineceğim. Film iki tane Fas kökenli Müslüman çobanın çocuklarının dağda babalarının aldığı tüfekle oynarken daha doğrusu filmin kurgusu öyle yapılmış ki sanki bu çocuklar terörist gibi yetişiyor ve daha on yaşında silah kullanmayı ve atış yapmayı öğreniyorlar. Ve çocuklardan birisi ateş edip bir turist otobüsünde ki bir bayanı vuruyorlar. Bu sahnenin ardından kamera Batıya dönüyor ve Santiago’da vurulan kadının çocuklarının ne kadar medeni bir hayata malik olduklarını gösteriyor. Aradaki farkı vurgulamak için bu karşılaştırmayı yapsa da yapmasa da ben bunu anlıyorum. Film Amerika, Meksika, Fas üçgeninde geçiyor ve ilk başta neden bu bağlantılar pek anlamasanız da daha sonra çocuğun ateş ettiği silahın Japon bir avcı tarafından Fas’a getirildiği çıkıyor ortaya. İlginç bir nokta daha kadının vurulduğu haberi Fas devlet yetkililerine ulaşmadan önce Japon televizyonlarında katillerin resimleri dahi görülebiliyor. Ve Amerika bunu hemen bir terörist olay olarak nitelemekte gecikmiyor. Filmin en sevdiğim sahnesi B. Pitt denilen aktörün içi yanar bir haldeyken ona rehberlik eden faslı Müslüman’ın namaz kılışını seyrederken ki haliydi. Ve Müslüman ülkenin fakirliğine karşı Batılının zenginliğini gösteren tablolarda “onların dünyadan aldıkları pay seni aldatmasın bu geçicidir asıl olan ahirettir. İman edenler mükafatını alacaklardır.” Yaklaşık mealindeki ayeti kerime gözlerimi yaşartmaya yetti. Ve Batılıların tabiat ile baş başa kaldıklarında tam bir kaos yaşadıklarının delilidir bu film.

           Her zaman doktor bulmak her zaman ambulans bulmak doğuda imkânsızdır fakat doğu her zaman doğrudan yanadır. Doğu aydınlığı temsil eder Batı karanlığı aydınlık bütün dini geleneklerde iyiyi karanlık ise kötüyü simgeler. Varın siz yorumlayın. Velhasıl suçlular yakalanır iki çocuktan büyük olan vurulur ve ölür fakat vurulan Amerikalı kadın bütün siyasi engeller aşılarak gelen helikopter yardımı ile götürüldüğü hastanede iyileşerek evine döner. Aklıma Belçika’da öğrendiğim bir söz geldi bu söz Afrikalılar için söylenmiş. “Beyaz adam gelmeden önce bizim topraklarımız onların İncilleri vardı, beyaz adam bize geldi ve gözlerinizi kapatıp Rabbe dua edin size ekmek versin dedi, bizde gözlerimizi kapayıp dua ettik, gözlerimizi açtığımızda ise bizim İncillerimiz onların ise toprakları vardı.” Evet, beyaz adam silahı kini öfkeyi kötülüğü karanlığı getirdi içimize saldı. Silahı verdi kardeşimizi öldürdük fakat o her zaman kaçacak bir yol buldu kendini kurtardı. Müslüman mazlum fakir ve mütevazidir. Ancak Müslüman Hakkı ve hakkını bilmelidir….ve filmin başılığına dair Hindukuş dağları kutsaldır yemene giden gelmiyor bakalım oraya gidenler gelir mi? Sahi filmin adı niye Babil….Tazarine Fas’ın güney doğusunda bir yer..merak edenler için*


* http://www.sawdays.co.uk/maps/browsemap/morocco/05b/

Reklamlar