Dünya toplumları arasındaki ilişkiler (Türkiye örneği) 

Herhangi bir medeniyet herhangi bir hayat tarzı tüm parçalarıyla birbirine bağlı ve bölünmez bir bütündür. İnsanda böyledir. Batı savaş sanatı daima batının parlayan öbür yüzü olmuştur. Türkler ya batı medeniyetini küçük dualarda alıp delini ödemeye devam edecekler. Ya da tüm içtenlikleri ile kendilerini kuvvet ve ruhlarını kullanarak koruyacaklar.

Ona göre Toynbee’nin deyişi ile Türkiyedeki Batılılaşma hamlesini Rönesans veya Fransız devrimine benzetir. Faşist Nazi Komünist sistemine hiçbir zaman dönmeyen diktatoryal eğilim aşırı totaliterliğe varmamıştır. Türkiye tüm İslam ülkelerine bu batılılaşma süreci ile örnek olmuştur.

Haritanın Merkezi

Hodgson milletlerin kendilerini tarihin eksenine yerleştirdiklerini söyler. Buna Ortaçağ Çin’i, Hindu’su ve İslam’ını örnek verir ve Batı’sı ile karşılaştırırken bir noktada kanaatimce hata yapar yani modern Batının Eurocentric anlayışı ile diğer medeniyetlerin ortaçağ anlayışlarını karşılaştırması normal karşılanamayacak bir durumdur.

Avrupalıların yaptığı keşifler sonucunda kendilerinde dünyanın resmini yeniden çizme hakkı gördüklerine vurgu yapar. Oysaki başka hiçbir medeniyet böyle bir amaçla hareket etmemiştir.

Mercator Projeksiyon Yöntemi

Avrupa yapımı atlaslardaki dünya haritaları Avrupa’nın insanlığa bakış biçimini anlatan net bir örnektir. Bu Mercator projeksiyon[1](İzdüşüm) uygulaması Hodgson’a göre Avrupa sadece yukarı merkezde değil aynı zamanda diğer kültür havzalarından da büyük bir alana sahiptir.

Avrupa merkezci medeniyet tarihi anlayışı

Çin ve Avrupa medeniyet tarihlerini bütüncül dünya tarihi içinde düşündüğümüzde; her zaman okumaya Avrupa tarihinden başladığımızdan bahseder. Ve medeniyetin Avrupa da değil de Çin’de başladığı gerçeğinin görmezden gelindiğini belirterek bütün bilimsel alanlara da bu Avrupa-merkezci ve üstünlük anlayışının hâkim olduğunun vurgusu yapılmaktadır.

 Bundan sonra Hodgson bir özeleştiri ile şöyle bir değerlendirmede bulunur. Avrupalıların öncelikle dünyada yalnız olmadıklarının bilincine varmaları gerekmektedir. Bunu da şöyle bir tarihsel yorumla destekler ki; ona göre bütüncül ve karşılıklı etkileşimi dikkate almadan Haçlı seferlerinin Avrupa üzerindeki etkilerini anlatan bir tarih anlayışının oluşturulması gerçekten büyük hatalar içerir.

Eğer ulusal değil de uluslar arası bir dünya tarihi perspektifi ile düşünüp karar veriyor olsaydık Avrupa’nın daha yakın bir zamanlara kadar genel medeniyet gelişiminin bağımlı bir parçası olduğunun fark edileceğinden bahseder. Eğer Avrupalı bu eksende bir tarih anlayışına kavuşursa bu batılı insana yeni bir varlık dünya ve insan görüşü kazandıracağı kesindir.

Batının dönüşümü: sanayi ve teknolojinin batısı,Teknikçiliğin getirdikleri Teknikçi ruhun ahlaki yansımaları

Teknikçi ruhun amacı teknolojinin beraberinde getirdiği kesinlik anlayışının aracılığıyla gayrı şahsi etkinlik oluşturma çabası ve beklentisi içindedir.

Teknikleşmeyi buyurgan örf ve adetten bağımsız hesapçılığa doğru değişimin kurumsallaşması şeklinde ifade eder.

Teknikçiliğin modern hayatta, askeri hayatta, ekonomide, düşünce hayatındaki etkilerini örneklerle açıklar.

Modern olan rasyoneldir. Uzmanlaşmış teknik bilimle birlikte hesapçıdırModern öncesi gelenekseldir. Örf ve adetlerle emredici bir hüviyettedir.

Hodgson bu rasyonel-geleneksel ayrımı yapar fakat bunları kesin çizgilerle birbirinden ayırmaz. Her toplum gelenekleri bağlamında etkinlikte bulunması bakımından gelenekseldir. Ve toplum kurumlarının hepsi ancak uygulamada bir işlev gördükleri sürece ayakta kalması bakımından rasyoneldir.

Ekonomik anlamda istatistik ve analiz yöntemlerinin gelişmesiyle toplumlar giderek daha bağımlı bir hale gelmiştir.

Bilimsel çalışmalar içinde benzer durum söz konusudur. Teknikleşmeci ruh 1800’lerde bütün alanlara yayıldı.

Toplumsal anlamda teknikleşmeci ruhun Avrupa insanına getirdiği derin buhranı Hodgson bireyleri kişiliksizleştirdiği şeklinde yorumlamaktadır.

Neden Sadece Garp?

Hodgson Batıda büyüyen ve gelişen teknikleşmeyi inkâr edilemez bir başarı addederek bu dönüşümün bir anlamda İslam’ın Yüksek Orta Çağ kültürünün alınarak Rönesans’ta filizlenmesiyle oluştuğunu savunur.

Böyle bir medeniyetin oluşması için coğrafik anlamada Avrupa’da bunun gerçekleşmesi kaderi bir zorunluluktur ona göre yani orada olması gerekiyordu ve orada oldu şeklinde özetleyebiliriz.

Batıdaki dönüşümü anlamak için İslam Toplumlarının, Sung Çin’inin diğer taraftan dünya ticari ilişkilerinin tarihi seyrini batıya bu yolla ulaşan kitap ve buluşları vs. dikkate alarak değerlendirme yapmanın ancak bütüncül bir yaklaşımla bu dönüşümü açıklayabileceğini savunur.

Garpta olması önemli olmasa da dünya tarihinde böyle bir dönüşüm ona göre genel gelişim çizgisini düşünürsek medeniyetlerin ikinci binyıldan önce mümkün değildir. Sanki toplumlar ilerlemeci anlayışın kölesi gibi devamlı modern olma hayali ile gizli bir yarışın içinde idiler. (mesela bu anlayışı modern batının ürettiği bütün spor müsabaka türlerinde görebiliriz.)

Bu dönüşümün etkilerinin 17. yy. sonlarında batı dışındaki toplumlarda da kendini hissettirmeye başladı. Ve bu toplumlar tarımsal hayatın hızıyla bu dönüşümü uygulamaya çalışınca pek çok sıkıntı meydana çıktı. Burada aslında şöyle diyebiliriz ki Batının bu dönüşüm formülü batı dışı toplumlara uymamıştır ve bunun sancıları batıda olduğundan daha fazla batı dışı toplumlarda görülmektedir ve görülmeye devam edecektir. 

Hodgson’da A. Tonybee gibi Hıristiyan temel değerlerinden hiçbir zaman kopmadan bir tarih anlayışı sunuyor. Tonybee’nin Kutsal kitaptan aldığı bazı kavaramları (örneğin Leviathan miti) yorumlayarak modern tarih anlayışına uygulaması gibi Marshall Hodgson’da Ökümen kavramını yine kutsal kitaptan esinlenerek kendi kuramı içerisinde bütün kitap boyunca kullanıyor.

Dünya tarihi ve tarihsel hümanizm

Yahudi-Hıristiyan dünya tasavvuru: dünya tarihinde bu tasavvurun yalnız MÖ ve MS ayrımından daha büyük etkileri vardır

Marksist dünya tasavvuru: batı dünyası da geçerli en önemli batıcı tasavvurdur. Dünya tarihini üçe ayırır. İlkel, Şark ve Garp dönemleridir.

Batılı dünya tasavvuru: buna göre tarih Şark olmayan Grek temelli ilerlemeci bir anlayışla yine batı dışı da olsa gelişmeler batıya mal edilerek bir tarih tasarımı oluşturulur.

 

*Marshall Hodgson’un aynı adlı kitabından özet ve değerlendirmedir.


[1] Mercator Projeksiyon Yöntemi: 1569 da Gerardus Mercator tarafından tasarlanmış silindirik harita projeksiyon yöntemidir. Buna göre dünya bir kare düzleme gerçek oranlar çarpıtılarak eşit uzaklıktaymış gibi yansıtılır fakat kutuplar hiçbir zaman tam olarak gösterilemez. Ekvatordan uzak bölgeleri büyük gösterir. Bu uygulama şekillerinden birisidir. Mesela bu tür haritalarda Tissot’un  indicatrix yöntemine göre Grönland adası Afrika’dan büyük gösterilir.

Reklamlar