Küresel dünya Tarih ve liderler

Trendde hangi tür liderler var

Uluslararası sistemlerde acaba paralellikler var mıdır? Sorusundan yola çıkmak istiyorum bugün. Dikkatle baktığımızda ister çok eskilere gidelim isterse yakın dünya tarihine bakalım her zaman bazı paralellikler görmemiz mümkündür. Toplumlar devlet sistemlerine geçmeden önce şehirler halinde yaşıyorlardı diyebiliriz ve daha çok bir tarım kültürü vardır. Ancak mesela liseden beri bize öğretilen hep Türkler orta Asya da kuraklık vardı gittiler yeşil yerler bulmak için göç ettiler. Yani gördüğümüz o böyle oklarla haritalarda Türkler dünyanın her yerine gitmişler vs. gibi çizilen portreler o kadar da sağlıklı değil gibi geliyor bana. Nitekim lisenin aksine öğrenciler üniversiteye geldiklerinde tam aksi kanaatlerin ve bilgilerin sunulduğu bir ortama giriyorlar ve temel inşa yıkılmış oluyor yani bu yeni ulusal devletlerin temellerinin üzerine kurulmaya çalışıldığı “milliyetçilik” “üstün ırk” tezlerinin pekte gerçekçi olmadığını öğreniyoruz.

Asıl tartışmak istediğimiz mesele aslında Türklük ve Türkler değil daha çok uluslar arası sistemin nasıl “barışçıl” ya da “çatışmacı” olarak devamlılık sağladığı üzerine olacaktır. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi ilk şehir devletleri daha çok kapalı sistemler halinde örneğin Fırat Dicle havzasında eski İyonya da veya uzak doğuda Maveraünnehir çevresinde yerleşik hayatın izlerini taşımaktaydı yine Afrika’da amazon nehri deltasında ya da Nil nehri boyunca böyle bir Medine (şehir) yapılanmasının ilk örneklerini görmekteyiz. Fakat bu devletlerin yazılı kaynaklar ile bize ulaşan bilgileri ile onların ne yaptıkları hakkında en sağlam diyebileceğimiz bilgilere ulaşıyoruz. Diğer taraftan zaman içerisinde örneğin Mezopotamya geleneğini düşünürsek bu toplumda tarıma dayalı bir sistem ve şehirler halinde krallıklar var aynı şekilde Mısır medeniyeti böyle ve çevredeki daha zayıf şehir devletler bir anlamda bu merkezi konumdaki devletlerin uyduları gibi görülüyor ve mesela Mısır ile bir anlaşmazlık olduğu zaman hangi tarafa yakınsa bu arada kalan şehir devletler onun yanında yer almışlardır. Bir sonraki aşamada Hititler ve Mısırlılar mücadelesi seviyesine varınca artık bir sınır kavramı da uluslararası anlamda mevzuya dâhil olmaktadır. Yani mısır ve Hitit toplumları arasında yapılan savaş sonucu imzalanan Kadeş barış antlaşması belki tarihte uluslar arası ilişkilere örneklik açısından bir örnek teşkil etmektedir.

Yine İyonya ya baktığımızda orada da benzer bir tablonun hâkim olduğunu görmekteyiz. İyonya da çeşitli şehirler mesela Sparta yada Atina veya bu bölgedeki diğer şehir devletlerde genel manada birbirinden ayrı ve özerk statüde varlıklarını sürdürmektedirler. Zaman içerisinde bu şehir devletlerin içerisinde meydana gelen aslında bir anlamda kaçınılmaz olan bir şekilde yaşanan tarihsel sürecin bir sonucu olarak bazı şehir devletleri daha hızlı gelişmiştir ve birbirlerine üstünlük kurma çabaları gündeme gelmiştir. Bu sırada İyonya ya yukardan bakan tabiri caizse bu koyun sürüsüne bir doğudan bir batıdan iki kurt göz dikmiştir. Birisi Persler diğeri ise Makedonya ve kim var o zaman Makedonya’nın başında boyu kısa ama büyük olsun diye adına Büyük İskender denen adam var. Ve ilginç bir şey burada dikkatleri çekiyor Aristoyu insanlık tarihine sunan ibn Rüşd gibi Aristo’da bu dönemde Makedonya’da kralın hekimliğini yapmaktadır. Ve İyonya da bir ajan olarak adı çıkmıştır geri gönderilmiştir fakat bir türlü kendini sevdiremediğinden kıyıda köşede yaşarken ölmüştür. Konumuzla direk alakası olmasa da belirtmek istedim. Bu anlatılanlar hikâye gibi görünebilir ancak günümüz ile ilişkisini gördüğümüzde daha anlamlı olacağı görülecektir. Peki ne olur İyonya ya bunlar kendi aralarında didişirken bakarlar Persler Anadolu’ya girmiş geliyorlar. Makedonya ise sadece yukardan olan biteni izlemektedir. Ne olur bu arada işte ilk Nato burada kurulur. Yani Atina başta olmak üzere diğer site devletleri toplanır ve birbirimize karşı savaşacağımıza Perslere Karşı savaşalım derler. Burada nedir dikkat çeken konu birincisi güvenlik için bir birlik oluşturulmuştur ikincisi ise savaş bir üçüncüsü de ticarettir şimdi buna da geleceğiz. Çanakkale de meşhur Helen için yapılan savaşlar yapılırken artık mesele kim daha Helen’ci şeklinde bir tartışmaya dönüşür ve bunun için savaş verilmeye başlanır. Ardından Atina şehir devletleri bir savaş filosu hazırlar ve bu tarihteki ilk deniz filosudur daha sonra bunu ticaret filosu haline getirirler ve geliri site devletleri arasında paylaşılmak üzere anlaşırlar. Avrupa Ekonomik Topluluğuna ne kadar da benziyor değil mi? Sonra ne olur yukarıda ki adam İskender böyle mi sevilir Helen der ve alır kılıcını çıkar yola İyonya’dan geçerek Hindukuş dağlarına kadar gider. Yani neresi oluyor bu dağlar öyle uzayda falan değil Afganistan da peki sonra ne olur İskender’de kebab olur yani nasıl olduğu pek karışık olsa da çok genç yaşta ölür. Bu Hindukuş dağlarının bir kerameti var ama bakalım oraya son gidenin akıbeti de İskender’e benzer mi göreceğiz. Bu arada Kur’an-ı Kerim’de gecen dağ ayetlerini bir düşünmenizi ve toplu halde gözden geçirmenizi tavsiye ediyorum. Siz kimi kastettiğimi anladınız sanırım.

Biz dönelim Afrika ya başka bir olaya. İskender giderken Tunus Fas civarında bir Hannibal kavmini yakar yıkar geçer. Tanıdık geldi sanırım bu Hannibal ismi size hani şu filmi var ya neden o filmdeki adamın yüzü o kadar çirkin biliyor musunuz çünkü Avrupa Esatiru’l Evvelin’in de işte bu Kuzey Afrikalı kavim suratına bakılmaz vahşi bir kavim olarak tasavvur edilmiştir hepte ondan. Ama bunu filmi izleyen kaç kişi bilir bunu tahmin etmek güç. Bu şeye benziyor bir anlamda Amerikan propagandası izliyor bu millet yıllardır sinemalarda ama hala büyük bir Amerika karşıtlığı almış gidiyor. Biz dönelim tarihe bakalım nereye gelmişiz. İşte bu Hindukuş dağlarına giden geri dönmüyor. Osmanlı gitmemiş herhalde hikmeti biliyormuş.
Neyse tarihi tarihte bırakmayalım ama buna bir sonraki konuda devam edelim şimdi biraz çatışmacı ve barışçı güvenlik üzerine konuşmak istiyorum. Ülkelerin uluslar arası ilişkilerinde uyguladıkları iki farklı politikadır bunlar. Bazen ülkeler ikili bazen de çoklu ilişkiler ile ortaklıklar kurarlar. Aslında bu ortaklıklar öyle göründükleri kadar dostane de olmayabilir zorunlululuklardan kaynaklanıyor olabilir. Yani ne kadar barışçıl özellikler taşısalar da bazen bu şeye benzer ülkeleri insana benzetecek olursak sağ ceplerinden barışçı politikaları çıkarırlar hep sol ceplerinde ise çatışmacı şeyler vardır ama bu bilindiği halde herkes sağ cebindekilerini koyar ortaya ama işte bu türden ikili yada çoklu ortaklıklara girdiğiniz zaman karşınızdakinin bu sol cebindekileri gerçekleştirmeden öğrenebilirsiniz. Bir anlamda faydalı tek yanları budur. Mesela şu zengin devletlerin fakir devletlere verdikleri hibe yardımlarını düşünün. Yani bu paralar öyle cep harçlığı falan değil örneğin tezkere öncesi ABD’nin Türkiye ye vermeyi vaat ettiği miktar Türkiye’nin hazine açığını kapatacak bir miktarmış. Yani bu hibe edilen paralar aslında bir miras gibi görülebilir. Ne kaydı vardır ne soranı ama yanılıyorsunuz bu para en çok devletin başını ağrıtan işlerden birisidir. Çünkü o devlet her zaman o milletin kafasına vurur. Ben sana para vermiştim hallet şu işi bunun bir örneğini Amerika Karadenize Nato gemisi yerleştirmeyi planladığında görebiliriz. Amerika Türkiye’ye para vermiş ve bu sırada bak sana para verdim Nato’da ısrar ette çıkaralım şu gemileri. Öte yandan Rusya sıkıştırır Türkiye’yi ne oluyoruz Türkiye diye ben sana doğalgaz veriyorum bak mavi akımı iptal ederiz falan diyerek bizi sıkıştırıyordu.

Ve liderler şöyle bir saniyelik bir dünya turu yapalım bakalım kimler var şu dünya liderleri arasında. Kim mi Erdoğan klasik Türk lider tipinden tamamen farklı başka kim var uzağa gitmeyelim Ahmedi Necad başka başka evet Putin sonra Beşşar Esad, Chavez, Bush daha vardır ama bunlar yeter sanırım söylemek istediğimizi belirtmeye. Demek istediğim o ki bakarsanız bu liderlerin hepsi halk insanı tiplemesinde bugünün konjonktürü bunu istiyor papa bile böyle bir tiplemeye sahip aslında. Siyasete gireceklere duyrulur bugünün modası bu….….kalın sağlıcakla….

Mehmet  Kalkan…

Reklamlar