~ Hz. Havva Hipotezi~

•Kasım 9, 2007 • 4 Yorumlar

~ Hz. Havva Hipotezi~Ekim 1987′de Chicago’da Amerika Antropoloji Enstitüsünde Rebecca Cann, aylardır süren araştırmasını “Havva Hipotezi” diye özetliyordu. Rebecca Cann, yakınlarda keşfedilen bir biyolojik gerçekten yola çıkarak, hücrenin küçük bir organcığı olan mitokondri DNA’sının, hücre çekirdeğindeki DNA’dan farklı olduğunu tespit etmişti. Çekirdekteki DNA, nesiller boyu yeni yeni kombinezonlara girerken, mitokondri DNA’sı hiç kombinezonlara girmeden, aynen aktarılıyordu. Yani, bir annenin mitokondri DNA’sı, çekirdek DNA’sı gibi babanın DNA’sına karışmıyor; kendi çocuklarına aynen geçiyordu. Onun kızları da kendi kızlarına, onlar da kendi kızlarına… mitokondri DNA’sını olduğu gibi aktarmaktaydı. O halde, şu andaki kız çocuklarının mitokondri DNA’larına bakılarak, neden Hz. Havva’ya kadar gidilmesindi? Ve Rebecca Cann, doğuma hazırlanan 147 hamile kadının doğumdan sonra rahimden atılan plasentalarını aldı. Kimi Asyalı, kimi Orta Doğulu, kimi Afrikalı, kimi Avrupalı olan bu kadınların plasenta dokularından elde ettiği mitokondri DNA’larını birbirine kıyasladı. Aynı sıralarda, Emory Üniversitesinden bir grup genetikçi, dört ayrı kıtadan toplam 700 insanın kanını bir araya toplayıp, kan hücrelerinin mitokondri DNA’larını incelemeye koyuldular. Sonra, her iki araştırmanın sonuçları birleştirildi. Görüldü ki, ayrı kıtalarda yaşayan farklı ırk mensubu insanların mitokondri DNA’ları arasında hemen hemen hiç fark bulunmuyor; DNA’ların hepsi, gele gele tek bir kadında noktalanıyordu. Araştırmaları baştan sona izleyen Allan Wilsan’a göre “Hepimizin ortak bir annesi olmalıydı.” Ünlü paleontolog Stephen Jay Gould da bu görüşü destekliyor. “Havva Hipotezi” için, “Kalıbımı basarım, müthiş bir buluş bu. Çünkü, hepimizi, şimdiye kadar fark etmediğimiz yakınlıkta, birer biyolojik kardeş yapıyor.” “Aynı ailenin çocukları gibi” diye tamamlıyor, California Üniversitesi biyologları.

Evrimci bir paleontolog ise, “DNA’lardan elde edilen bu yeni bilgiler öylesine hassas, öylesine gerçek ki, bizim anlattıklarımızın hepsi, bir anda kocakarı hikâyesine dönüverdi.” diyerek “Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık.” ayetini bilmeyerek tasdik ediyorlar.

***

Yeniden Selam ile…

•Ekim 21, 2007 • Yorum Yapın

Kıymetli dostlarım

Sitemizin kapalı olduğu dönemde sizlerden uzakta kalmanın burukluğu nihayet son buluyor inş… yazılarımıza ve çalışmalarımıza devam edeceğiz…

 Saygılarımla MEHMET KALKAN

Miraç Kandili

•Ağustos 13, 2007 • Yorum Yapın

Miraç Kandiliniz mubarek olsun…

Dünya Gündeminden…

•Temmuz 23, 2007 • Yorum Yapın

Ahmedinejad Hakkında Amerikan Basınından nükteler

But today in Iran, laughter is supplanting fear. Mocking the president has become a pastime not only for rebellious university students, but also members of the establishment and the government itself. 
Behind the high walls of Iranian palaces or in the quiet of Tehran’s parks, Iranian elites will indulge in a quick laugh about the president’s intelligence or his populist bombast. Jokes about his résumé are especially popular. Many refer to his “Ph.D. in traffic” or his letter last May to U.S. President George W. Bush, in which he proclaimed, “I am a teacher.” 
The jokes—and who is delivering them—tell the story of a man whose power is on the decline as Iran’s economy collapses around him. Prices for basic goods are skyrocketing, and the government is unable to cope with increasing poverty. Just last month, over 50 Iranian economists sent an open letter excoriating the president’s mismanagement of the economy. 

Foreign Policy Dergisinin yayınladığı en Aptalca (onlara göre) Fetvalar

1-Who: Supreme Leader Ayatollah Ruhollah Khomeini of Iran

What: A fatwa is simply a religious ruling in Islam-most often, it seems, fatwas are about sexual matters-but Westerners usually associate the term with the notorious 1989 death sentence against British author Salman Rushdie. At the time, Khomeini was seeking to distract his followers from the pointless slaughter of the recently ended Iran-Iraq war, during which hundreds of thousands of Iranians were killed and wounded. Rushdie had just authored The Satanic Verses, an edgy novel about the origins of the Koran, and thus proved the perfect foil for Khomeini’s designs.

2-Who: Rashad Hassan Khalil, former dean of Islamic law at al-Azhar University in Cairo, Egypt

What: When Khalil ruled in January 2006 that for married couples, “being completely naked during the act of coitus annuls the marriage,” liberal Egyptians howled with derision. Other scholars rejected Khalil’s logic on the grounds that everything but “sodomy” is halal in a marriage.

3-Who: Saudi Arabia’s Higher Committee for Scientific Research and Islamic Law

What: Denouncing the lovable Japanese cartoon characters as having “possessed the minds” of Saudi youngsters, Saudi Arabia’s highest religious authority banned Pokémon video games and cards in the spring of 2001. Not only do Saudi scholars believe that Pokémon encourages gambling, which is forbidden in Islam, but it is apparently a front for Israel as well. The fatwa’s authors claimed that Pokémon games include, “the Star of David, which everyone knows is connected to international Zionism and is Israel’s national emblem.” Religious authorities in the United Arab Emirates joined in, condemning the games for promoting evolution, “a Jewish-Darwinist theory that conflicts with the truth about humans and with Islamic principles,” but didn’t ban them outright. Even the Catholic Church in Mexico got into the act, calling Pokémon video games “demonic.”

4-Who: Local mullahs in rural Pakistan

What: Pakistan’s largest Islamist umbrella group, the Muttahida Majlis-e-Amal (MMA), issued a fatwa in January 2007 endorsing the provincial government’s efforts to immunize children from polio in the country’s Northwest Frontier Province. But even though health workers carried copies of the ruling with them as they trudged across the province, The Guardian reported in February 2007 that the parents of some 24,000 children had refused to allow the workers to administer polio drops. It turns out that influential antistate clerics had been issuing their own fatwas denouncing the campaign as a Western plot to sterilize Muslims. Although Pakistan only saw 39 cases of polio last year and most children have now been immunized, a similar religiously motivated firestorm against polio drops in Nigeria in 2003 allowed the eradicable disease to spread to 12 new countries in just 18 months.

5-Who: Ezzat Atiya, a lecturer at Cairo’s al-Azhar University

What: Many Muslims believe that unmarried men and women should not work alone together—a stricture that can pose problems in today’s global economy. So one Islamic scholar came up with a novel solution: If a woman were to breast-feed her male colleague five times, the two could safely be alone together. “A woman at work can take off the veil or reveal her hair in front of someone whom she breast-fed,” he wrote in an opinion issued in May 2007. He based his reasoning—which was quickly and widely derided in the Egyptian press, in the parliament, and on Arabic-language talk shows—on stories from the Prophet Mohammed’s time in which, Atiya maintained, the practice occurred. Although Atiya headed the department dealing with the Prophet’s sayings, al-Azhar University’s higher authorities were not impressed. They suspended the iconoclastic scholar, and he subsequently recanted his ruling as a “bad interpretation of a particular case.”

Türkiye Seçimleri Yabancıların gözüyle

BBC

Three months ago, up to a million protesters poured onto the streets of the Turkish
capital, Ankara, shouting that the secular system was in danger.

Seçimden sonra ne yapmalı?

BİR Derhal bir adet “Türkiye’de ölmeden önce yapılması gereken 101 şey” adlı kitabı edinip uygulamaya geçin…İKİ Seçime katılanların seçme yeteneklerini küçümseyerek Bekir Coşkun’un “Göbeğini Kaşıyan Adam” makalesini tekrar tekrar okuyarak yüreğinizi soğutabilirsiniz.

ÜÇ Ebru Gündeş’in seslendirdiği bir Sezen Aksu şarkısı olan “Kaybedenler”e takılıp, özellikle “Memnun değilim aldığım haberlerinden” dizesini yüksek sesle haykırın, bir parça rahatlamanız garantidir.

DÖRT “Fight Clup” benzeri bir “Kaybedenler Kulübü” kurup başkanlığa aday olabilirsiniz. Böylece durumunuza uygun bir başkanlığı da kazanmış olursunuz.

BEŞ Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” adlı eserini yeniden ele almanın tam zamanı… Hem kaybetmeye şık bir anlam katmış olursunuz, hem de edebi değeri hayli yüksek bir roman okumuş olursunuz.

ALTI Oliver Stone’un “U-Turn” adlı filmindeki kaybedenleri izleyip halinize şükredebilirsiniz.

YEDİ Ahmet Altan’ın dün Hürriyet Pazar’da çıkan “Altan ailesi UFO gördü” temalı makalesi tekrar tekrar okunur. Böylece garantili bir teselli imkanı bulunmuş olunur. Düşünün: UFO’lar İstanbul’da keşfe çıktıysa seçim kaybetmenin ne anlamı var ki?

Papa aslına dönüyormuş…. Acaba niye kii…

‘Identity of the Catholic faith’
The Rev. Sara MacVane of the Anglican Centre in Rome, said there was nothing new in the document.

“I don’t know what motivated it at this time,” she said. “But it’s important always to point out that there’s the official position and there’s the huge amount of friendship and fellowship and worshipping together that goes on at all levels, certainly between Anglican and Catholics and all the other groups and Catholics.”

The document said Orthodox churches were indeed “churches” because they have apostolic succession and that they enjoyed “many elements of sanctification and of truth.” But it said they lack something because they do not recognize the primacy of the pope — a defect, or a “wound” that harmed them, it said.

 Veeee Korkuyorlar Bizdeeen Her zamanki gibi….

vesselam

Ey Benim Bahr-i Cânım…

•Temmuz 4, 2007 • 1 Yorum
 bilir misin can, gözlerimin derinliğinde saklıdır,
 derûnumda gizlediğim âlem;
 bir bahr-i cân!
ey benim bahr-i cân’ım, 
semâna bahar mı geldi; damlalarına cemre mi düştü? yoksa durgun musun, hazânın geçti diye mi bu halin? sen seversin hüznü; bir sevgili onu giyinip yâr’e yürüdü diye, nebî’nin sünneti diye…sen seversin hüznü, kışta ona bürünüp ısınırsın diye; yakıştırırsın kendine…
ey benim bahr-i cân’ım, 
adını koyamam lügatçemde; “bahrim” desem derinliğinde kayboluyorum; bahrimde beni varmak dilediğim yere ulaştıran “gemim” desem bazen su alıyorsun, batmandan korkuyorum. tûfanı bekler gibiyim şimdilerde içimin inşasıyla oyalanırım; sabr-ı nûh dilerim yâr’dan, içimin inşası için. içimin inşası; bahrimin can’a erme çabasıdır. mutlak gayeye ermek içindir.   
 ey benim bahr-i cân’ım, 
can kabım, cânan burak’ım, zamanı ardına koyup geçebilsen ötelere bir ferahlık yaşayacaksın aktığın yönde; durgun sular bulanır imiş ya, durmak yakışmaz sana…her sevda fırtına gibi eser semanda, sevmenin zorluğuyla duaya dokunur yine dilin. her sevda biraz yakın kılar yâr’e seni; adımlarsın ufku. sevda diyorum bahr-i cân’ım, sonra da susuyorum…dinliyorum sesini, dalgalanıyorsun; biraz hırçınca, biraz çılgınca…ama sessiz bir çığlık kadar içten, lâl gibi.
 sevda diyorum, yâr’in nakşını görebilmek adına sarfettiğim gayrete bu adı veriyorum; bunu bir yaşam tarzı biliyorum, ibadet sayıyorum. 
ey benim bahr-i cân’ım, 
 ey benim âyine-i cân’ım, 
içim(d)e nazar kılıp seyreylerim kendimi, aradığımı; sırrın dökülmesin diye niyaz kılarım. sûretime bakarım sende nakkaş’ı görebilirim, sîret’in ilminden nasiplenirim diye. sırrının ötesine geçebilirim diye. gölgelerin zahirdeki aksini görüp, gölgenin renginde siyahtan öte renkleri görebileyim diye…arzı bir bütün olarak seveyim diye… ey benim bahr-i cân’ım,   
bağrındaki mercanlar hatrına derûnuna dalar vurgun yiyen âşıklar. bağrındaki kıymetler kıyameti olur âşıkların; ama aşk’ın kıyameti kopmaz bu alemde, şikayet bilmezler inciye erenler, erme yolunda gidenler. kıymetin farkında olanlar, hiç şikayet eder mi kıyametten. vurgunu kıyamet mi bilirler mi hiç, kıymetin bedeli sayarlar. 
ey benim bahr-i cân’ım, 
 martılar kadar yakın olmak dilerim bazen derinliğine; vurgun yiyeyim razıyım…yeter ki bahset bağrındakilerden; anlayayım lisanından…  alıntı 
                                                  

 

………….

•Mayıs 14, 2007 • Yorum Yapın

Yandım…

•Mayıs 14, 2007 • 3 Yorumlar


       Yandım KÜL Oldum Yandım KUL Oldum Yandım GÜL Oldum

Ben kalbimi dünyanın dert duvarları arasında ezdirdim
Çok özledim sonsuz genişliğini secdelerin
Ben ruhumu zehir parmaklıklar ardında tutuklu bıraktım
Öyle çok susadım ki ilk tekbirin;dudağımdan içtiğim serinliğe
Ben, bencilliğin dehlizlerinde ümitsizce dolandım…dolandım…dolandım…
Öyle çok hasretim ki bir rukün kavsinde

Belimi kıran ayrılıkları göğe savurmaya
Ben ellerine cilveli kelepçeleri vurulmuş bir zavallıyım
Çok isterdim bir kıyamın kıyametinde
İçimdeki bütün kuşları dağlara uçurmayı

Ayaklarımı dar zamanların prangalarına kaptırdım ben
Öyle hasretim ki yalnız ve yalnız sana kul olmaya
Cümle dilenciliklerden kurtulmaya
Öyle hasretim ki göğsümde sakladığım kanadı kırık serçeleri
Rahmetinin yuvasına uçurmaya 
Öyle çok hasretim ki yalnız ve yalnız sana muhtaç olmaya
İçimde saklı sancılı incileri rahmetinin kıyılarına savurmaya ahdettim
Mülteci ellerimin ayazında ölmüş kelebekleri
Kudsi levhanın dokunuşuna emanet etmeye geldim
Ben gururun mahkumuyum…
Ben gerçeğin kaçkınıyım…
Ben günahın tutsağıyım…
Ben isyan çöllerinin çorağına sürgün bir yetimim
Sevindir beni,sevdir,sevindir,sev,sevdiğini bildir…
Hüzünlerimi bir secdenin billur sularında erit ne olur
Ne olur korkularımı rahmetinin kucağında teskin eyle Sen
Ben sahte uzaklıkların sürgünüyüm…
Ben içine kalbimi sığdıramadığım dar vakitlerin küskünüyüm…
Öyle özledim ki seccademin alnımdan öpüşlerini…öyle özledim…
İşte huzuruna geldim …
Şöyle başımı sokacak bir umudum olsun istedim
İstedim ki yüzünden menekşeler toplayacağım sonsuz ovalarım olsun
İstedim ki koşup koşabildiğim kadar
İçimde sakladığım bütün uçurtmaları rüzgarlara verebileyim
Ben sonsuz derinlikte uykuların yitiğiyim
Ben unutuş uçurumların dibinde unutulmuş bir cesedim
Ben benlik ve bencillik yabancılıklarında
Evine yol bulamayan bir yitirmişim

Çok özledim En Sevgilinin en çok sevdiği yerde durmayı
Öyle hasretim ki öyle muhtaçım ki
En Sevgilinin en çok sevildiği halde olmaya
Geldim…Huzuruna vardım…Geçtim kendimden…Kendime geçtim
Deldim benlik dağını…Yolda kaldı Ferhat…Şirin’in ben oldum
Yandı her yanım…İbrahim’in oldum…Gül oldum…
Çöle verdim Leyla’yı;aklı Mecnun’a sattım

Mecnun oldum yakınlığına geldim
Tüm uzaklıkları uzaklara savurdum keremini gördüm
Vazgeçtim aslıdan,gölgeden çıktım,aslına geldim…vaslına geldim…
Yandım KUL oldum…Yandım KÜL oldum…Yandım GÜL oldum…
Durdum namaza;Miracına geldim,niyazına durdum
Nazla beni ne olur…
En Sevgilinin durduğu eşikte durdum
Miracına geldim…Miracına geldim
Nazarında tut ne olur
Bakışınla sar beni,el üstünde tut,bırakma ellerimi…Bırakma ellerimi…Bırakma…

Senai Demirci
_________________